MUHAMMET MUTAF - Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Seçer, akran zorbalığı ve şiddetle mücadele için okullarda "erken fark etme, tanılama ve müdahale birimlerinin" kurulmasının etkili olacağını söyledi.

Anadolu Ajansının (AA) "Küçük Yaş, Büyük Suç" başlıklı dosya haberinin bu bölümünde Prof. Dr. İsmail Seçer'in çocukları suça iten nedenlere ilişkin görüşlerine ve bu konuda çözüm önerilerine yer verildi.

Seçer, AA muhabirine, çocuk davranışlarına bakıldığında çocuk çeteleşmesi, çocuklarda suç ve şiddet eğiliminin önemli bir problem olarak görüldüğünü söyledi.

Bunu tek bir nedene dayandırmanın mümkün olmadığını ifade eden Seçer, "Bunun biyopsikososyal çok çeşitli etmenlere dayanan bir yapısı var. Ailevi faktörler, okul kaynaklı ya da okuldan kaynaklı faktörler önemli bir etmen ve toplum temelli yani medya ve sosyal medya gibi dijital mecraların aslında toplamının bir sonucu olarak bunu düşünmemiz gerekiyor. Tek başına aileyi, okulu burada etmen olarak görmek ya da tek başına sosyal medyayı suçlamak doğru bir şey değil. Bunların toplamının bir yansıması olarak olaya bakmanız gerekiyor." dedi.

- "Çocuk şiddetin sorun çözme aracı olarak kullandığını görürse bunu model alır"

Şiddetin temelinin önemli oranda ailede öğrenilebileceğini anlatan Seçer, şöyle konuştu:

"Çocuk örneğin ebeveynlerinin şiddeti veya saldırganlığı eğer bir sorun çözme aracı olarak kullandığını görürse tabii ki bunu model alır, içselleştirir ve kendisi de bundan sonraki sosyal hayatında şiddeti bir sorun çözme aracı olarak kullanabilir ama tek başına bu bir etmen değildir. Bunun yanında birtakım risk faktörleri artarsa, örneğin okul temelli olarak baktığımızda akran grupları, akran baskısı, aidiyet duygusu ve özellikle son zamanlarda sosyal medya gibi birtakım mecraların da etkisiyle görünür olma çabası, sosyal onay ihtiyacı, kabul görme ihtiyacı gibi özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin kendini ispatlama çabalarının bir yansıması olarak da şiddete yöneldiklerini veya akran baskısı nedeniyle şiddete yönelmek zorunda bırakıldıklarını da söyleyebiliriz."

Seçer gençlerin, çocukların veya ergenlerin aile veya sosyal çevreleri tarafından sağlıklı yollarla karşılanmayan kabul görme ve sosyal onay alma ihtiyaçlarını doyuramadıklarında bunu sosyal medya ve olumsuz dizilerde gördüğü şekliyle kendisine model alabildiğini belirterek, bu kişinin özendirilen davranışları sergileyerek toplumda kendine yer edinme çabasında olduğunu ifade etti.

Tek başına diziler, filmler, sosyal medya ya da buna benzer birtakım içeriklerin bireyleri veya gençleri şiddete yönlendiren bir unsur taşımadığını vurgulayan Seçer, "Çünkü böyle olsa her izleyende benzer davranışları görmemiz gerekir ama görmüyorsak arka planda işleyen farklı psikolojik ihtiyaçların olduğunu düşünmemiz gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

- "Okulları ve ebeveynleri birbirinden ayrı düşünmemek gerekiyor"

Çocukların şiddetin normalleştirildiği ortamda büyüdüklerinde sosyal medyada ya da dizilerdeki karakterleri kendilerine rol model alabildiklerine dikkati çeken Seçer, şöyle devam etti:

"Çünkü onlar aracılığıyla kendilerini kabul ettirme, kimliklerini ortaya çıkarabilme veya görünür olma çabalarını bu yolla karşılamaya dönebilir çünkü kabul edilmek ya da onay ihtiyacı temel ve doyurulması gereken bir ihtiyaçtır. Kimisi bunu akademik başarıyla halleder, kimisi farklı davranışları doyurmaya çalışır, kimisi de uygun olmayan şiddet içerikli davranışlarla kendini fark ettirme ve kabul ettirme çabası içerisine girebilirler. Dolayısıyla burada özellikle okullarımıza ve ebeveynlerimize çok iş düşüyor. Aslında okulları ve ebeveynleri birbirinden ayrı düşünmemek, her ikisini aynı bütünün iki önemli parçası olarak görmek gerekiyor."

Seçer, akran zorbalığı ve şiddetle mücadele için okullarda alınması gereken önlemlere de değinerek, "Rehberlik servisleri burada çok önemli bir noktada bulunuyor. Okullarda şiddete yönelik olarak erken fark etme, tanılama ve müdahale birimlerinin mutlaka kurulması gerekiyor. Okulda bu olmazsa olmaz bir birim ama sadece bir tabela birimi olmaktan ziyade aktif olarak okulda risk taramaları yapan, çocukları gözlemleyen, izleyen ve düzenli bir şekilde bütün sınıflardan öğretmen gözlemlerini alan, rehberlik servisi tarafından da düzenli taramalar yapılan ve hem şiddet uygulama hem de şiddete maruz kalma potansiyeli olan çocukların ciddi bir şekilde izlendiği, takip edildiği ve her iki gruptaki çocukların da psikolojik ihtiyaçlarını doyurmaya ve sosyal becerilerini geliştirmeye yönelik uygulamaların okullarda uygulanması gerekiyor." diye konuştu.

- "Ebeveynlerin çocuklarıyla sağlıklı ilişki ve etkileşim kurması olmazsa olmaz"

Şiddet uygulayan ya da şiddete maruz kalan bir çocuk görüldüğünde bunun aslında bir sonuç olduğunu ve sorunun bütüncül anlayışla çözüme kavuşturulabileceğini söyleyen Seçer, şunları kaydetti:

"Çocukları şiddete sevk eden temel psikolojik ihtiyaçları öncelikle göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Burada ebeveynlerin çocuklarıyla sağlıklı ilişki ve etkileşim kurması olmazsa olmaz bir belirleyici. Anne babalar çoğu zaman çocuklarını yedirmek, giydirmek veya temel ihtiyaçlarını karşılamayı yeterli görebilir. Oysa ki çocuklarımızın onaylandıklarını, sevildiklerini, beğenildiklerini ve takdir edildiklerini bizzat annelerinden, babalarından hissetmeleri gerekir. Dolayısıyla anne babaları tarafından onaylanmayan ve sürekli olarak davranışsal olarak eleştirilen çocukların doğal olarak kendileriyle ilgili olumsuz bir algı geliştirmeleri ve bu olumsuz algıyı da topluma bir şekilde yansıtmaları mümkün. O yüzden de hem ebeveynlik tarafını hem de okulları kapasite açısından güçlendirmemiz gerekiyor. Yani şiddete müdahale bakımından şiddetin tanımı ve şiddete maruz kalan ve şiddeti uygulayan çocukları daha istendik davranışlar sergileyebilmeleri noktasında güçlendiren bir kapasiteye okulların ihtiyacı var."

AA