Diyadin Tarihi Bilgileri

Diyadin Tarihi Bilgileri

Diyadin'in Kuruluş ve Gelişmesi: Diyadin’in şimdiki yerleşme durumu, oldukça gerilere giden bir gelişimin sonucunu yansıtır. Diyadin’in tarihi, bir parçası olduğu Anadolu'nun tarihi kadar eskidir.

Orta Asya’dan ve İran’dan gelen kalabalık kitlelerin batıya geçmesini kolaylaştıran yollardan en önemlisinin il sınırları içinde bulunması, Ağrı ve çevresinin her devirde tarihi, stratejik bir konuma sahip olmasına neden olmuştur.

Doğubayazıt Kalesi önlerinden, batı yönüne doğru ilerleyen bu ünlü ticaret yolu, Diyadin - Taşlıçay – Ağrı – Eleşkirt - Tahir Geçidi – – Hasankale – - üzerinden Orta Anadolu içlerine, ya da Erzurum üzerinden Trabzon limanına ulaşmaktadır.

Anadolu’nun en eski yerleşme bölgelerinden birisi olan, çalışma sahasının ilk yerleşik toplumu, Hititlilerin bölgede güçlerini kaybetmesi ile Orta Asya’dan gelip M.Ö. 1340-1200’de Azerbaycan ile Doğu Anadolu Bölgesi’ne yerleştikleri sanılan Hurri’ler olarak kabul edilir.

İran ve Türkiye arasında eskiden beri önemli bir geçiş noktası olan Doğubayazıt ile aynı tarihi yaşayan Diyadin; Urartu, Kimmer, İskit, Med, Pers, Part, Sasani, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Moğol, Harzem, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi, Osmanlı ve Rus hakimiyetinde yaşadı.

M.Ö. XV asırda Diyadin ve çevresi, Hurri–Mittani Krallığının doğu kanadını teşkil eden bir yer olup, Urartu Krallığı hakimiyetinde bulunmaktaydı. Urartular yörede egemen oldukları dört yüz yıl boyunca merkezi Van olan büyük bir uygarlık kurmuşlardır.

Bugün olduğu gibi, geçmişte de iklim, su, toprak, ulaşım ve savunma durumu yerleşim alanlarının seçiminde birinci derecede etkili olmuştur. Diyadin'in ilk kuruluş yerinin seçiminde savunma ve su (Murat Nehri’nin varlığı) öncelik kazanmıştır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Diyadin ve Diyadin Kalesi için yazdıkları: Nitekim Diyadin’in ilk kuruluş yerinin şu anki yerleşim merkezinin güneybatısında yer alan Diyadin Kalesi olduğu tahmin edilmektedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Diyadin kalesi ile ilgili şunları yazmıştır. Diyadin kalesinin 1 cami, 600 toprak örtülü evi, 1 hanı, 1 hamamı ve 40-50 dükkanı vardır.

Diyadin kalesi yapılış tarzı, kullanılan malzeme ve işçilik yönünden Urartu yapılarına benzemektedir. Zaman içinde tahrip edilmiş olan kale Arsaklı, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı dönemlerinde onarılmış ve yönetim merkezi olarak kullanılmıştır.

Osmanlı–Rus savaşları sırasında zarar gören kale özellikle Ermeni çeteleri tarafından tahrip edilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ise korunmaya alınmadığı için yöre halkı surları ve binaların duvarlarını söküp, buradan elde ettikleri malzemeyi konut yapımında kullanmıştır.

Çalışma sahasındaki yerleşmelerin kuruluşunda çok çeşitli faktörler rol oynasa da, özellikle Diyadin yöresinde fazla engebeli olmayan yaylaların; zengin su kaynakları ve gür otlaklara sahip olması, yerleşmelerin kurulmasındaki önemli etkenlerden bir diğeri olarak kabul edilebilir.

Su kaynakları ve otu bol olan bu yaylalar, Tunç Çağı ve Erken Demir Çağı kültürlerinin gelişmesinde en önemli etmeni oluşturduğundan, bölge Tunç Çağı ve özellikle Erken Demir Çağı’na ait kale ve nekropollerle (mezarlıklar) kaplıdır.

Urartu krallığı döneminde Doğubayazıt bölgesi ve çevresinde tespit edilen kalelerin bir kısmının Tunç ve Erken Demir Çağı’na, çok büyük bir kısmının da M.Ö. 7. yüzyıla ait olduğu tespit edilmiştir.

Çalışma sahasını oluşturan Diyadin ilçesi sınırları içinde yer alan Kurt Kalesi M.Ö. 7. yüzyıl kalelerine benzetilmektedir. Bu küçük kalenin, Kurt Göleti’nin bakım ve onarım işlerini düzenleyen ve çevrede on binlerce küçükbaş hayvanın güvenliğini sağlayan bir yönetim merkezi olduğu, bu nedenle de kale ve göletin M.Ö. 7. yüzyılda yapıldığı belirtilmektedir. Tendürek Dağı’nın kuzey uzantısı üzerinde bulunan Kurt Göleti Diyadin’e bağlı Atadam Köyü’nün 2 km kuzeyinde yer almaktadır.

Doğu Anadolu Bölgesi’nde zengin su kaynaklarına sahip şimdilik iki dağ bulunmaktadır. Bunlardan biri Van Ovası’nın doğusundaki Erek Dağı, diğeri de Tendürek Dağı’dır. Diyadin ilçesi sınırları içinde yer alan Tendürek Dağı ve çevresinde Urartu döneminde yapıldığı belirlenen dört baraj ve bir gölet tespit edilmiştir.

Diyadin ilçe merkezinin 12 km güneydoğusunda bulunan Reşan Barajı, Hacıhalit köyünün 1.5 km doğusunda bulunmaktadır. Deniz seviyesinden 2245 m. yükseklikte yer alan Reşan Gölü, diğer Urartu barajları gibi dağların zirvesindeki bir çöküntü alanı içinde bulunmaktadır. Fazla büyük olmayan gölün çok büyük bir kısmı günümüzde sazlarla kaplıdır.

Diyadin ilçe merkezinin 14 km güneyinde yer alan Sünnet Nebi Barajı ise, Reşan Barajı’nın 4,5 km. güneybatısında bulunmaktadır. Hacıhalit köyünün 3,5 km güneybatısında ve volkanik Aladağ ve Tendürek dağlarının kuzey eteğinde bulunan Sünnet Nebi barajı, ulaşılması oldukça zor olan bugünkü anayolların dışındadır. Sünnet Nebi Barajının 3,5-4 km. batısında yer alan Aşağı Kom Barajı, deniz seviyesinden 2300 m. yükseklikte olup, ana yolara uzak, ulaşılması oldukça zor olan bir konumdadır.

Aşağı Kom barajının yaklaşık 1,5 km kuzeyinde yer alan ve deniz seviyesinden 2380 m. yükseklikte yer alan yukarı Kom Barajı da tıpkı Aşağı Kom Barajı gibi volkanik Tendürek Dağı’nın (3298 m.) kuzey eteğinde bulunmaktadır. Baraj duvarının hemen güneyinde yer alan sivil yerleşime ait konut kalıntısından dolayı, halk burasını ev anlamına gelen “kom” olarak isimlendirmektedir.

Erken Demir Çağı’na ait kalelerin eteklerinde yer alan ve halk tarafından kaçak olarak kazılan mezarların mimarisi, Urartu öncesi mezar mimarisi ve ölü gömme geleneklerini büyük ölçüde aydınlatmıştır. M.Ö.7. yüzyıl kalelerinin büyük bir kısmının, yakınlarında yer alan baraj, gölet ve sulama kanallarının bakım ve onarım işlerini düzenlemek ve güvenliğini sağlamak amacıyla kuruldukları anlaşılmaktadır. Doğu Anadolu’nun diğer yöreleri gibi, Diyadin yöresi de Urartu krallığı döneminde sulamaya dayalı modern tarıma geçmiştir.

M.Ö.7. Yüzyılın sonlarında Urartu Krallığı’nın kuzeyden ve doğudan bir çekirge sürüsü gibi gelen İskitler tarafından yıkılmasından sonra, bu bölgedeki Urartu kale ve yerleşim merkezlerinin Pers egemenliğine kadar varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

Bölgede ana yolların dışında kalan sarp ve engebeli Tendürek, Aladağ ve Ağrı Dağı gibi yüksek dağlar, küçük toplulukların çok önemli bir siyasi güç olmadan varlıklarını sürdürmelerine imkan sağlamıştır.

Bölge, M.S. 1. yüzyılda Roma hakimiyetine geçmiştir. Bu yüzyılda yeniden başlayan ve 200 yıl devam eden Roma-İran mücadelesine sahne olan Doğu Anadolu, 387 yılında iki devlet arasında taksim edildi. Roma hakimiyetinde kalan yerler, Doğu Roma (Bizans) imparatorluğuna intikal etti. Bizans devrinin başlamasından itibaren, Doğu Anadolu yine Sasaniler ile devam eden mücadelelere sahne oldu.

İslâm ordularının Ağrı ve çevresi ile ilgilenmeleri Hz. Ömer devrine rastlamaktadır. Arap orduları Suriye'yi ve İran'ı mağlup ettikten sonra da bölgeye sık sık akınlarda bulunmuşlardır. Bu bölgenin fethi ancak Hz. Osman’ın hilafeti zamanında (645-646 tarihlerinde) mümkün olmuştur.

Tuğrul Beyin komutanları olan, İbrahim Yınal ve Kutalmış Bey büyük kuvvetlerle 1040 yılında Bizans topraklarına girerek Ağrı ve çevresini de Selçuklu hakimiyeti altına aldıkları bilinmektedir. Diyadin ve çevresi 1071 zaferinin ardından Selçuklu Devleti’nin sınırları içinde kaldı.

Orta Asya ve Horasan’dan gelen birçok Türk boy ve aşiretinin ilk yerleşme yeri olan Ağrı yöresi, daha sonra İlhanlı, Celayirli, Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinin yönetiminde kaldı. Bölge 1502-1514 yılları arasında İran Safevîleri’nin eline geçti.

Diyadin adı nereden geliyor: Diyadin adının menşei hakkındaki bilgileri Evliya Çelebi’den öğreniyoruz. Evliya Çelebi, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Ziyaeddin’in burada bir kale yaptırdığını ve kaleye kendi adını verdiğini belirtmektedir. Ziyaeddin isminin zaman içinde halk dilinde değişikliğe uğrayarak Diyadin’e dönüştüğü de Seyahatname de yer almaktadır.

Mehmet Hurşidin Seyhatname-i Hudud adlı eserinden naklen, XVII. yüzyılda Kasr-ı Şirin sözleşmesiyle Türkiye’de kalan Bayezid sancağına bağlı merkezlerin adlarını zikrederken, Diyadin kazası için Ziyâ ed-din adını kullanmaktadır. Bu açıklamalara göre, bugünkü Diyadin adının, Ziyâ ed-din'den dönüşerek ortaya çıktığı söylenebilir.

Ağrı ve çevresinin, XI. yüzyıla kadar Bizanslılar, Türkler ve Müslüman Araplar arasında birçok defa el değiştirdiği biliniyor. Ağrı’nın tamamen Türk-İslâm karakteri kazanması ise XI. yüzyılın başlarına rastlar.

Ağrı toprakları, Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferi ile tamamen Osmanlı topraklarına katılmıştır. İdari bakımdan 1744 yılından önce Van Beylerbeyliğine dahil edilen Beyazıt Sancağına bağlı bir kaza merkezi olan Diyadin, bu tarihte Beyazıt sancağının 4 kazası ile birlikte Erzurum Beylerbeyliği ’ne bağlanmıştır.

Osmanlılar döneminde oluşturulmuş salnamelerde bölgedeki yerleşmeler hakkında bilgiler bulunmaktadır. Nitekim 1871 (H.1288)) tarihli Erzurum Vilayeti Salnamesine göre, Beyazıt sancağına bağlı Diyadin kazasında 2 kilise, 1 cami ve 220 hane bulunmaktaydı. Yine 1872 (H. 1289) tarihli Salname–i Umumiye ye göre, Diyadin kazasında 91 köy, 850 hane, 1900 (H.1296) tarihli salnameye göre de; 6002 erkek ve 5482 kadın nüfusa sahip olan Diyadin kazasında 3 nahiye, 93 köy ve 1827 hane bulunmakta idi. Söz konusu salnameye göre Diyadin kazasında; bayındırlık yapıları olarak bir hükümet konağı, iki cami, iki medrese, bir türbe, dört sübyan mektebi, bir kilise, beş han, otuz dükkan, yedi çeşme, iki köprü, yirmi beş değirmen, dört kaplıca ve yüz tarla bulunmaktaydı.

Aynı tarihlerde bölgeye gelen Fransız seyyahı Vital Cuinett, (1891–1892) Diyadin’in Beyazıt sancağına bağlı 11228 nüfuslu bir kaza merkezi olduğunu ve kazanın; bir medresesi, dört ilkokulu, iki camisi, üç kilisesi ve bir Manastır’ının bulunduğunu kaydetmektedir.

Osmanlı Rus savaşları sırasında Diyadin; 1828, 1854-1856, 1877-1878 ve 1914-1918 yıllarında Rus işgaline uğramıştır. Ruslar ve özellikle onlarla birlikte hareket eden Ermeni çeteleri bu işgal dönemlerinde Diyadin’i yakıp yıkmış ve sivil halkı unutulmaz zülüm ve işkencelere maruz bırakmışlardır.

Diyadin 14 Nisan 1918’de düşman işgalinden kurtulmuştur. Cumhuriyetten önce Diyadin, Erzurum vilayetinin Bayazıt sancağına bağlı bir kaza idi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında (1924’de) bütün sancaklar vilayete (il) dönüştürülünce, Bayazıt Sancağı da Bayazıt vilayeti’ne dönüşmüştü. Ancak il merkezi 1927 yılında konum olarak daha uygun olan Karaköse’ye nakledildi, Diyadin ilçesi de Ağrı (Karaköse ) iline bağlandı.

Kaynak: Prof. Dr. Faruk Kaya