Otomotiv sektörü temsilcileri, EY (Ernst & Young) Türkiye tarafından düzenlenen yuvarlak masa toplantısında bir araya geldi.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, toplantıda küresel trendlerden elektrikli araçlara, batarya teknolojilerinden küresel ticaret politikalarına ve yapay zekaya kadar sektörün dönüşümünü şekillendiren başlıklar ele alınırken, sektörde değişen iş modelleri, geleceğe yönelik riskler ve fırsatlar değerlendirildi.

Otomotiv sektörünün bugünü ve geleceğinin mercek altına alındığı toplantı, EY Türkiye Ülke Başkanı Metin Canoğulları'nın açılış konuşmasıyla başladı.

Sektördeki gelişmelerin strateji, mobilite, yapay zeka ve vergi boyutlarıyla bütüncül bir perspektifle ele alındığı buluşmaya, EY-Parthenon Otomotiv Sektörü Şirket Ortağı Nikolaus Helbig, EY Türkiye Danışmanlık Bölümü Şirket Ortağı ve Mobilite Sektör Lideri Arda Karaçelebi, EY-Parthenon Şirket Ortağı ve EY Türkiye Enerji Sektörü Lideri Cem Çamlı, EY Türkiye Vergi Bölümü Şirket Ortağı ve Dolaylı Vergiler Lideri Sercan Bahadır, EY Türkiye Danışmanlık Bölümü Direktörü ve Yapay Zeka Hizmetleri Lideri Reyzi Devrim Pamir ve EY Türkiye Denetim Hizmetleri Şirket Ortağı Ferzan Ülgen katıldı.

Jeopolitik gelişmeler, tedarik zinciri dönüşümü, elektrifikasyon, küresel ticaret politikaları ve dijitalleşme gibi otomotiv sektörünü etkileyen başlıkların ele alındığı toplantı, Ferzan Ülgen'in kapanış konuşmasıyla sona erdi.

Açıklamada toplantıdaki görüşlerine yer verilen Nikolaus Helbig, otomotiv sektöründe derin ve kapsamlı bir dönüşüm yaşandığını ve sektörü bekleyen önemli başlıklardan birinin yeni rekabet dalgası olduğunu belirtti.

Elektrikli araçlar ve teknolojik dönüşümle sektörde tüm iş modellerinin değiştiğini, donanım ağırlıklı yapıdan yazılım odaklı bir yapıya geçildiğini aktaran Helbig, şunları kaydetti:

"Otomotiv sektöründe tüm iş modelleri yeniden şekilleniyor. Bu, AR-GE süreçlerinde, organizasyon yapılarında ve ihtiyaç duyulan yetkinliklerde köklü bir değişim anlamına geliyor. Bu dönüşüm sürecinde yapay zeka, batarya teknolojileri, yarı iletkenler ve bağlantı çözümleri dönüşümün temel itici güçleri arasında sıralanıyor. Günümüzde rekabet avantajı malzeme kalitesinden çok yazılım, veri ve otonom sürüş teknolojileri üzerinden şekilleniyor. Tarifeleri yönetebilirsiniz, tedarik zincirlerini yeniden tasarlayabilirsiniz, üretim ayak izinizi uyarlayabilirsiniz. Ancak tüm bunlar aynı anda gerçekleştiğinde ortaya çıkan tablo, oldukça büyük ve karmaşık bir dönüşüm anlamına geliyor. Tüm alanları bir anda değiştirmek, hem maliyetli hem de oldukça riskli olabileceği için bu dönüşümü karşılamak için neler yapılması gerektiği titizlikle değerlendirilmeli. Ayrıca unutulmamalıdır ki, hayatta kalan en zeki ya da en güçlü olan değildir, en uyum sağlayabilen ve değişime en hızlı adapte olabilendir."

- "Batarya maliyetleri ve şarj kalitesi önemini sürdürecek"

Cem Çamlı da Türkiye'de batarya ve enerji depolama alanında yatırımların hız kazandığını, yerli ve yabancı firmaların üretim ve AR-GE planlarının elektrikli araç pazarının gelişimini destekleyeceğini aktardı.

Çamlı, elektrikli araç pazarına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

"EY Mobilite Tüketici Endeksi sonuçlarına göre, içten yanmalı motorlu araçlara yönelik ilgi yeniden güç kazanıyor. Ancak bu tablo, elektrikli araç dönüşümünün ivme kaybettiği anlamına gelmiyor. Endekse göre, otomobil tüketicilerinin yüzde 29'u menzil kaygısını, yüzde 28'i ise yetersiz şarj altyapısı ve yüksek batarya değişim maliyetlerini elektrikli araçlara geçişin önündeki temel engeller olarak görüyor. Bu noktada, şarj altyapısının hızla yaygınlaşması ve araç menzillerinin artması, tüketicilerin en temel kaygılarını önemli ölçüde azaltıyor. Batarya maliyetleri ve şarj kalitesi, satın alma kararlarında belirleyici unsurlar olmayı sürdürecek. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı sağlayacak oyuncuların, bu iki başlıkta değer sağlayan ve tüketici deneyimini bütüncül şekilde iyileştirenler olacağını söylemek mümkün. Tüketici beklentilerinin değişmesi ve teknolojideki hızlı gelişmeler de küresel çapta ikinci el pazarında fiyatlarının düşmesini tetikleyen bir konu olarak dikkat çekiyor."

Arda Karaçelebi, tedarik zincirinin sorumluluk alanının son dönemde küreselleşme, dijitalleşme, pandemi ve sürdürülebilirlik gibi birçok etmene bağlı giderek genişlediğine dikkati çekti.

Entegre tedarik zincirinin, maliyet etkin çevik operasyonları mümkün kılmak için her zamankinden daha kritik hale geldiğini vurgulayan Karaçelebi, şu ifadeleri kullandı:

"Günümüzde işletmeler manuel, maliyet optimizasyonu odaklı, doğrusal tedarik zincirlerinin olduğu geleneksel modellerden çok boyutlu düşünme yeteneği sunan, çevik, ağ tabanlı bir ekosisteme geçiş yapıyor. Gelecekte ise sektörü karar ve süreç otomasyonu sunan, otonom ve döngüsel tedarik zinciri modelleri bekliyor. EY'ın CEO'lara yönelik gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre, küresel çapta CEO'ların çoğunluğu, mevcut jeopolitik ve ekonomik belirsizliğin bir yıldan daha uzun süreceğini öngörüyorken, teknoloji, insan kaynağı ve tüm alanlarıyla optimize edilmiş tedarik zinciri dayanıklılığının kritik önem taşıdığını dikkate almak gerekiyor. Bunu sağlamak içinse tedarik zincirlerine uçtan uca görünürlük, simülasyon ve risk izleme sistemlerinin entegre edilmesi, çok kanallı ve çevik operasyon ağları tasarlanması önem taşıyor. Ayrıca alternatif tedarik kaynaklarının teminat altına alınması, dayanıklı bir operasyon modelinin, iş gücünün ve güvenilir bir tedarik zinciri modeli oluşturulması gerekiyor."

Sercan Bahadır da Avrupa Birliği'nin (AB) "Made in Europe" olarak adlandırılan önemli bir dönüşümün içerisinde olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

"Türkiye'deki Yerli Malı Kanunu benzeri çalışmanın AB versiyonu da diyebileceğimiz bu yeni stratejinin ana hedeflerinden biri, yerli üreticinin desteklenmesi olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin de bu stratejiye dahil olma girişimleri mevcut. Ülke olarak ihracatımızın önemli bir bölümünün AB bölgesine yapıldığı dikkate alındığında, Türkiye'nin bu stratejiye dahil olmaması durumunda ihracat alanında bazı sorunlar yaşanması muhtemel olabilir. Dinamikleri açısından özellikle otomotiv sektörünün de bundan oldukça etkileneceğini söylemek mümkün."

- "Otomotiv sektörü 4'üncü dönüşümü yaşıyor"

Reyzi Devrim Pamir ise sektörde rekabetin ve karar alma sistemlerinin değiştiğini, yeni denklemde sadece araç üretmenin ötesinde enerji ve karbonu yönetmenin, yazılımı geliştirmenin ve veriyi işlemenin kritik önem taşıdığını ifade etti.

Sektörde rekabetin daha çok üretmek yerine daha doğru ve hızlı karar vermekten geçtiğini aktaran Pamir, şu görüşleri paylaştı:

"Otomotiv sektörü seri üretim, küreselleşme ve elektrifikasyon ile bugüne kadar üç büyük dönüşüm yaşadı. Şimdi 4'üncü dönüşümü yapay zekayla yaşıyor. Yapay zeka sektörde maliyet, kalite ve enerjiyi hızla değiştirirken, en büyük etkisinin ise yeni gelir kalemi değil, mevcut karlılığı korumak ve artırmak olduğu görülüyor. Yapay zekanın yanı sıra Türkiye otomotiv sektörünü rekabette öne çıkaracak iki önemli unsur daha var, karbon ve ESG. Karbon, yeni ticaret bariyeri olurken, ESG, Türkiye'nin Avrupa Birliği otomotiv pazarına girişinde kritik önem taşıyor. Kod ise sektörün değerini yeniden tanımlıyor ve sektörün ürün ekonomisinden platform ekonomisine geçişi sağlıyor."

AA