Haliç Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından yapılan değerlendirmede, bazı besinlerin hücresel düzeyde koruyucu mekanizmaları destekleyerek kanser riskini azaltmaya yardımcı olabileceği, ancak tek bir besinin "mucize" olarak görülmemesi gerektiği belirtildi.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, kanser vakalarının dünya genelinde artış gösterdiğine dikkati çeken değerlendirme, beslenme alışkanlıklarının kanser riskinin azaltılmasında ve tedavi sürecinin desteklenmesinde önemli rol oynayabildiğine işaret ediyor.

Değerlendirme, üzümsü meyveler (özellikle aronya), brokoli ve diğer turpgiller, domates, sarımsak-soğan, Omega-3 kaynakları, yeşil çay ve soya gibi besinlerin, hücresel düzeyde koruyucu mekanizmaları destekleyerek kanser riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ortaya koyuyor. Ancak, bu besinlerin tek başına "mucize" olmadığı, asıl etkinin dengeli ve çeşitli beslenme düzeniyle sağlıklı yaşam alışkanlıklarının birlikte sürdürülmesiyle güçleniyor.

Özellikle antioksidan ve antiinflamatuvar özellikleriyle öne çıkan fonksiyonel besinler, hücresel düzeyde koruyucu mekanizmaları güçlendirebiliyor. Uzmanlar ise en etkili yaklaşımın tek bir "mucize gıda" değil, dengeli ve çeşitli beslenme düzeni olduğunun altını çiziyor.

Araştırmalara göre, bazı gıda bileşenleri kanserle ilişkili süreçleri tetikleyebilirken, bazı besin öğeleri ise vücudun savunma mekanizmalarını destekleyerek koruyucu rol üstlenebiliyor.

Diyet ve kanser arasındaki ilişki, inflamasyon, oksidatif stres, hücre metabolizması ve gen ekspresyonu gibi pek çok biyolojik süreçle bağlantılı, çok katmanlı bir yapı gösteriyor. Bu nedenle kanserin önlenmesi ve yönetiminde, beslenme faktörlerinin göz ardı edilmemesi gerekiyor.

- Fonksiyonel besinler sağlık üzerinde ek faydalar sağlayabiliyor

Bu noktada fonksiyonel besinler kavramı öne çıkıyor. Fonksiyonel besinler, yalnızca temel besin ihtiyacını karşılamakla kalmayıp, içerdikleri biyoaktif bileşikler sayesinde sağlık üzerinde ek faydalar sağlayabilen gıdalar olarak tanımlanıyor.

Polifenoller, karotenoidler ve izotiyosiyanatlar gibi bileşiklerin, antioksidan, antiinflamatuvar, bağışıklık düzenleyici ve antikarsinojenik etkiler gösterebildiği belirtiliyor. Bu bileşikler serbest radikalleri nötralize ederek DNA hasarını azaltabilir, hücre döngüsünü düzenleyebilir ve zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasını destekleyen mekanizmaları güçlendirebilir.

Bilimsel literatürde özellikle üzümsü meyveler (yaban mersini, böğürtlen, çilek) biyoaktif içerikleri nedeniyle dikkat çekiyor. Bu grup içerisinde aronya, yüksek antosiyanin ve polifenol içeriğiyle öne çıkarken, antioksidan kapasitesinin pek çok üzümsü meyveye kıyasla daha güçlü olabileceği ifade ediliyor.

Deneysel çalışmalarda aronya meyvesi ve yaprak özlerinin bazı kanser hücre modellerinde hücre çoğalmasını baskılayabildiği, antitümör etki gösterebildiği yönünde bulgular bulunuyor.

Benzer şekilde turpgil sebzeler (brokoli, karnabahar, brüksel lahanası), sindirim sırasında aktif bileşiklere dönüşen glukosinolatlar sayesinde detoksifikasyon mekanizmalarını destekleyebiliyor.

Domates ise özellikle pişirildiğinde biyoyararlanımı artan likopen içeriğiyle oksidatif DNA hasarını azaltma potansiyeliyle öne çıkıyor.

Sarımsak ve soğan gibi "Allium" türleri organosülfür bileşikleriyle, Omega-3 yağ asitleri ise inflamatuar süreçleri düzenleme potansiyeliyle araştırmalarda öne çıkan diğer başlıklar arasında yer alıyor. Yeşil çay içeriğindeki EGCG bileşiğiyle, soya ise izoflavonlarıyla hücresel süreçleri etkileyebilecek fonksiyonel besin örnekleri olarak değerlendiriliyor.

AA