Alfabetik Liste

A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S

T U V W X Y Z 1 2 3 4 5 6 7 8 9 0

July 10, 2007 10:55 AM EEST

Enerji Ve Çevre

Yazar: Serhat 3492 Okunma
 


Enerji Ve Çevre

Enerji ve Çevre

Enerji üretiminin çevre etkileri degisik biçimlerde degerlendirilebilir. Bu degerlendirmeler her bir kaynak için birim enerji üretimine karsilik gelen kirletici Madde tip ve miktarlari bunlarin çevre ve Atmosfer içerisinde dagilimlari çalisanlarin ve halkin sagligi üzerine etkileri atigin miktari ve zehirliligi uzun dönemde çevre ve ekolojik sistemler üzerindeki etkileri açilarindan yapilabilir.

Dünya Elektrik üretim rakamlari incelendiginde %60 ile en büyük payi fosil yakitlar almaktadir. Fosil yakitlar (kömür petrol ve dogalgaz) hemen hemen bütün ülkelerde temel enerji üretim kaynagi olarak karsimiza çikarlar. Fosil yakitlarin çevre etkileri göz önüne alindiginda karsimiza sera etkisi Asit yagmurlari ve Hava kirliligi çikar. Bu tür yakitlardan yanma sonucu enerji elde edildiginde yanma ürünleri (CO2NOx ve SO2 gibi gazlar) baca gazi olarak Atmosfer içinde dagilirlar.

Baca gazlari ayrica uçucu kül ve hidrokarbonlari içerirler. Nikel kadmiyum kursun Arsenik gibi zehirli metaller de fosil yakitlarin yanmasi sonucu Atmosfere atilan diger maddelerdir. CO2 sera etkisi olusumunda etkin rol oynamaktadir. Dünyadaki endüstriyel gelisme öncesi Atmosferdeki CO2 konsantrasyonu 280 ppm (milyonda bir ) dolaylarinda idi. Bu konsantrasyon 1958'de 315 ppm ve 1986'da 350 ppm düzeyine kadar yükselmistir. Artan CO2 miktari yerkürenin sicakliginin artmasina neden olmakta bu da iklim dengelerinin bozulmasina yol açmaktadir. SO2 ve NOx ise esas olarak asit yagmurlarina yol açmaktadir. Atmosferdeki Su buhari ile birlesen SO2 ve NOx ise esas olarak asit yagmurlarina yol açmaktadir.

Atmosferdeki su buhari ile birlesen SO2 ve NOx sülfürik ve nitrik asit olusturmakta ve bu da dünyanin ekolojik dengesinin bozulmasina neden olmaktadir. Bütün fosil yakit artiklari kis aylarinda pek çok sehrimizi etkisi altina alan hava kirliligine yol açtigini da unutmamaliyiz. Fosil yakitlarin çevre etkileri bunlarla da sinirli degildir. Örnegin kömür madenciligi hem çalisanlara saglik riski getirmekte hem de ülkemiz için pek yabanci olamayan metan gazi patlamalari nedeni ile ölümlere yol açabilmektedir. Diger bir sorunla da fosil yakit tasimaciliginda karsilasilmaktadir. Petrol tasiyan tankerlerin neden oldugu kazalar yüz binlerce ton petrolün denize yayilmasina neden olmustur. Bunun canli bir örnegini geçtigimiz aylarda Istanbul Bogazi'nda yasadik.

Hidroelektrik santraller ile elektrik üretimi dünyada toplam elektrik üretimine yaklasik %23 oraninda katkida bulunmaktadir. Hidroelektrik santralleri ile enerji üretimi için uygun cografi kosullarin saglanmasi gerekmektedir. Günümüz kosullarinda kullanilabilir hidroelektrik kapasitenin büyük bir bölümü halihazirda kullanilmaktadir. Hidroelektrik santrallerin çevre ile etkilesimlerine gelince büyük su rezervuarlarinin olusmasi nedeni ile ortaya çikan Toprak kaybi sonucu dogal ve jeolojik dengenin bozulabilmesi olasidir. Bu rezervuarlarda olusan batakliklar da metan gazi olusumu için uygun bir ortam teskil ederler. Yakin geçmiste barajlarin yikilmasi sonucu meydana gelen kazalar pek çok kisinin ölümüne neden olmustur.

Dünyada elektrik üretimi içinde %17 gibi önemli bir pay nükleer reaktörler tarafindan saglanmaktadir. Bu oran gelismis ülkelerde çok daha yüksek rakamlara ulasmaktadir. Örnegin fosil yataklari kisitli olan Fransa elektrigin %70'ini Nükleer enerji ile saglamaktadir. Nükleer enerjinin çevreye etkisi fisyon ürünü radyoaktif izotoplarin yayilmasi durumunda söz konusu olur. Bunun kötü bir örnegini 1986'da Çernobil reaktöründeki kaza ile yasadik. Bu kazanin nedeni türbin kontrolü sirasinda reaktör güvenlik sistemlerinin devre disi birakilmis olmasidir. Çevreye yüksek miktarda radyoaktivitenin salinmasi ise reaktörün koruma kabinin olmamasindan kaynaklanmaktadir.

Bu reaktörün yetersiz tasarimini günümüzde çalisan 400' ün üzerindeki reaktör için genellemek dogru degildir. Bu reaktörler uzun süredir güvenli olarak çalismaktadirlar. Bütün Mühendislik sistemleri gibi nükleer reaktörler de kaza riski tasimakta ancak alinan önlemler ile bu risk milyonda bir çok düsük bir olasiliga indirilmektedir.

Öncelikle sunu söylemek gerekir ki nükleer reaktörler fosil yakitlar gibi atmosferik kirlenmeye yol açan atik üretmezler. normal günlük yasantimizda karsilastigimiz radyoaktivitenin ancak çok küçük bir kismi nükleer reaktörlerden kaynaklanmaktadir.

Bunu kisi tarafindan alinan radyasyon dozu için kullanilan "rem" ile ifade ettigimizde ilginç sonuçlar ile karsilasabiliriz. Dünyada dogal olarak bulunan radyoaktif izotoplar nedeni ile kisi basina düsen ortalama doz yaklasik 26 miliremdir. Kozmik isinlar nedeni ile alinan doz ise 28 milirem düzeyindedir. Bunlardan korunmanin hiç bir yolu yoktur ve herkes yasadigi yöreye bagli olarak az ya da çok bu dozu alir. Dogal radyasyon disinda insanlarin maruz kaldigi en büyük radyoaktivite kaynagi ise tibbi amaçli röntgen ya da radyoterapidir. Gögüs ya da dis için uygulanan x-isinlari yaklasik 10 miliremlik doza karsilik gelir. Diger organlar için bu daha da yüksektir.

Nükleer silah denemelerinden kaynaklanan doz ise yillik 4 ile 5 milirem düzeyindedir. Nükleer enerjiden kaynaklanan doz ise yilda 1 milirem civarindadir. Bu reaktörlerin çalismasi sirasinda çevreye verilen radyasyonun yaninda uranyum madenciligi yakit fabrikasyonu ve kullanilmis yakit isleme tesislerinin yaydigi radyasyonu da kapsamaktadir. Yapi malzemelerinden yilda yaklasik 7 milirem düzeyinde doz almaktayiz. Uçak ile yerden yaklasik 12 km yükseklikte yolculuk yapmak kozmik isinlar nedeni ile Saatte yaklasik 0.5 milirem doz alinmasi neden olur.

Günde bir buçuk paket sigara içen kisinin alacagi yillik doz yaklasik 8000 miliremdir. Termik santraller de küller ile birlikte dogaya radyoaktivite salarlar. Bunun bir örnegini Yatagan'da yasadik. Çernobil kazasi sonucu alinan radyasyon dozu ise yere bagli olarak degisim göstermektedir. Örnegin reaktör çevresinde 3 kilometre yariçapinda bir alan içersinde alinan ortalama doz 3300 miliremdir.

Alinan bu yüksek doz insanlarin kansere yakalanma toplam riskini yaklasik %4 oraninda artirip; %20'den %24'e çikarmistir. Kazanin diger ülke insanlari üzerindeki etkisi ise degisiktir. Örnegin kaza sonrasi bir yil boyunca Türkiye'de alinan en yüksek doz 59 milirem ve ortalama doz ise 15 miliremdir. Bu rakamlarin degerlendirilmesi için uluslararasi kabul edilen standartlar ile gerekebilir. Uluslararasi Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP) standartlarina göre nükleer reaktör çalisanlarinin yilda en çok 5000 milirem doz almasina izin verilebilir.

Daha sonra yapilan degisiklik ile bu sinir son bes yilin ortalamasi için yillik 2000 milirem olarak önerilmistir. Nükleer reaktörlerin normal durumunda bu dozlarin yaklasik onda birini saglayacak çalisma kosullari saglanmaktadir. Genel halk içinse çalisanlara uygulanan ve içrp tarafindan belirlenen doz sinirlarinin onda biri sinir olarak uygulanmaktadir.



Telif Hakkı © www.diyadinnet.com
Tüm Hakları Saklıdır.


Kategori: Bilim
Taglar: Yok
Yararlı Bilgiler
tutune son
reklam google grup