Åžuan Sitede 14313 KiÅŸi Var

Cumhuriyetin Anlam Ve Önemi

Cumhuriyetin Anlam Ve Önemi

CUMHURİYETİN ANLAM ve ÖNEMİ
Türk Milleti’ nin yetiÅŸtirmiÅŸ olduÄŸu en büyük evlatlarından biri olan Mustafa Kemal Atatürk’ ün aramızdan ayrılışının 61. Yıldönümünde yine bir aradayız. Burada hazır bulunanların hemen tamamı O’ nu görmemiÅŸlerdir bile.. Ancak onu görmeden tanımaya çalışmışlar, sevmiÅŸler ve inanmışlardır. 61 yıl sonra bile onuu özler, arar olmuÅŸlardır. Öyleyse onu bizlere bu kadar sevdiren, bize emanet ettiÄŸi Cumhuriyeti korumak için kuÅŸaklar boyu kendisine söz verdiÄŸimiz güç nedir ?

Cumhuriyet bir fazilet rejimidir Denildiğinde birbirlerinden farklı niteliklere sahip olan bireylerin meydana getirdikleri bir armoni olarak anlaşılması gerekir.
Cumhuriyet, etnik ve dinsel cemaatleri tek bir millet haline getirir. Cumhuriyet bir potadır. Eğer bölgecilikleri evrensel hale dönüştüremezse var olamaz. Atatürk, bölgeselliklerin üstünde ülkenin ve ülkeye ait her ne varsa, hepsinin herkes tarafından sahiplenildiği bir toplum yaratmaya çalışmıştır.

Cumhuriyet bireyciliğe değil, bireyselliğe dayanır. Yani bir toplumun ayrılmaz parçaları olan kişilerin kendilerini hem farklılıkları içinde üretmelerine, hem de üretimin atıf noktası olarak cemaat değerleri yerine evrensel değerleri koymalarına dayanır.

Cumhuriyet ırk, din, dil ve cemiyet farkı gözetmeksizin tüm vatandaÅŸların paylaÅŸtıkları ve yararlandıkları siyasal rejimin adı olmuÅŸtur. Atatürk’ ü Cumhuriyete yönelten bir diÄŸer önemli neden de Cumhuriyetin en ileri devlet ÅŸekli olmasıydı. Çünkü Cumhuriyet, millet egemenliÄŸini belirleyen ve millet egemenliÄŸi ile baÄŸdaÅŸabilen tek rejimdir. Atatürk, egemenliÄŸin millete ait olduÄŸu görüşünü iÅŸlemekle ve bu görüşü yeni Türk Devletinin temel taşı yapmakla millî devletin devlet ve hükümet ÅŸeklinin de Cumhuriyet olacağını ortaya koyuyordu.

Bugün KurtuluÅŸ Savaşımız ve Atatürk konusunda yapılan tartışmalar asıl mecrasından yapılmaktadır. Atatürk’ ün bu muazzam mücadelede, ülkenin içinde bulunduÄŸu koÅŸullar bunu gerektirdiÄŸi için savaÅŸtığı kavratılmalıdır. Esas sonucun çaÄŸdaÅŸlaÅŸmak, akılcılıkla ve aksiyonla ilerlemek olduÄŸu vurgulanmalıdır. Yine Atatürk’ün ifadesiyle " fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" nesiller yetiÅŸtirmenin kavgasının verildiÄŸi örneklerle açıklanmalıdır.

O’nun mücadelesi, belki pek çok mücadeleden daha meÅŸru, daha gerçekçidir. Bu ülkenin, bu büyük milletin yetiÅŸtirmiÅŸ olduÄŸu kahraman evlatlarından biri olan Mustafa Kemal Atatürk, bağımsızlığın yok edilmek istenmesine, aziz vatanımızın parçalanmasına baÅŸ eÄŸmediÄŸi için, İstanbul’daki iÅŸbirlikçi, âciz ve korkak Damat Ferit Hükümetine karşı koyduÄŸu için âsi, çeteci olarak, vatan evlatlarının bu muazzam mücadelesi ise “gayr-i millî” ilân edilmiÅŸtir.
Esef verici olan, bugün bazı çevreler ulusal mücadelemizi reddetmeseler de, Atatürk’ ü bu mücadelenin dışına atma, hatta onu küçültme, karalama çabası içindedirler. Ancak bu çevrelerin çabalarının, Millî Mücadelemizdeki benzer çevrelerin gayretleriyle paralellik göstermesi son derece anlamlıdır. Aslında bu çevreleri ürküten O’ nun ilerici, çaÄŸdaÅŸ kimliÄŸidir. Millî Mücadelede olaÄŸanüstü bir kararlılık ve mücadele örneÄŸi gösteren bu büyük askerin, savaÅŸtan sonra da neler yapabileceÄŸinin sezilmeye baÅŸlanmış olmasıydı.

Bugün de bunu anlamayan, ya da anlamak istemeyenler onun ve onun izinde gidenlerin bu ilerici, çağdaş, birleştirici kimliğinden ürkmektedirler.
Mütareke döneminin İstanbul’u, her ÅŸeyden önce dünya savaşı öncesi yıllarında Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu gizli anlaÅŸmalarla aralarında paylaÅŸmış bulunan emperyalist devletlerin merhametine ve hakseverliÄŸine sığınarak tahtını kurtaracağını sanma gafletini ısrarla sürdürerek hain damgasını yiyen padiÅŸahın ve onun hükümetinin merkeziydi. Bu merkez etrafında diÄŸer iÅŸbirlikçi güçler sıralanıyordu.

Hürriyet ve İtilaf Partisi, Askerî Nigehban Cemiyeti, İngiliz Muhibleri Cemiyeti, Ermeni ve Rum Patrikhanesi vs..” Özellikle İngiliz Muhibleri DerneÄŸinin iki görünüşü ve niteliÄŸi vardı. Biri dış görünüşü ve uygarca giriÅŸimlerle İngiliz desteÄŸini istemeye ve saÄŸlamaya yönelen niteliÄŸi idi. Ötekisi gizli yönü idi. Asıl çalışma bu yönde idi. Yurt içinde örgütler kurarak ayaklanma ve baÅŸ kaldırmalara yol açmak, millî bilinci iÅŸlemez kılmak, yabancı devletlerin iÅŸe karışmalarını kolaylaÅŸtırmak gibi haince giriÅŸimler, derneÄŸin bu gizli kolunca yönetilmekteydi.

Uzun süredir ve özellikle mütarekeden sonra oluÅŸturulmaya çalışılan İngiliz muhabbeti ve propagandalar Türk kamuoyunda meydana getirilmek istenen teveccühten yararlanarak Yunan istilasını olaysız saÄŸlamaya çalışan İngiliz temsilcileri var güçleriyle çalışmakta ve iÅŸgali kamuoyunda çeÅŸitli propagandalarla mazur göstermeye çalışıyorlardı. Aynı zamanda İngiliz Muhibleri Cemiyeti üyesi olan Refi’ Cevat ve Ali Kemal gibi bazı yazarlar gazetelerinde İngiliz mandaterliÄŸini savunan yazılar yazmaktaydılar. İstanbul Hükümeti, halkı korumak için köklü tedbirler almaÄŸa cesaret edemediÄŸi ve hatta bunu düşünmek bile istemediÄŸi için, uzlaÅŸma ve tâ viz politikasından ayrılmıyordu. Ancak hükümetin hatalı ve tehlikeli bu tutumu, savaÅŸmak kararında olanları bile geçici bir süre için uzlaÅŸmaya götürüyordu. Bunlar arasında bir süre Amerikan mandasını savunan Hadlide Edip Hanım gibi yazarlar da vardı.

Ancak tüm bunlar, Anadolu’da doÄŸan millî teÅŸkilatın bir devlet teÅŸekkülü haline gelmesini hem kolaylaÅŸtırmış, hem de hızlandırmıştır. Düşmanların merhametine, hakseverliÄŸine sığınarak tacını, tahtını kurtaracağını sanmışlardı. İstanbul Hükümeti, halkı korumak için köklü tedbirler almaya cesaret edemediÄŸi ve hatta bunu düşünmek bile istemediÄŸi için uzlaÅŸma ve tâviz politikasından ayrılamıyordu. Öyleyse kurtuluÅŸ için âdeta bir mucize gerekiyordu. Bu biricik ve tek ümit, devletten çıkmayınca kimden nereden tecelli edecekti. Kim bu millete sahip çıkacaktı. Bunun cevabını Büyük Atatürk açık ve net olarak ifade etmektedir. " Millet, Büyük Türk Milleti" bu asil milletin aÄŸrından çıkan Anadolu insanı. Mucizeyi onlar gerçekleÅŸtireceklerdi.

Tarihinin hiçbir döneminde bu tür oldu bittilere boyun eÄŸmemiÅŸ olan Büyük Türk Milleti bu iÅŸgale de seyirci kalmamıştır. Nitekim resmî makamların tüm çekimser tutumlarına raÄŸmen, inisiyatif kullanan komuta kademesindeki subaylar emirleri altındaki birlikler ve mahalli kuvvetlerle düşman ilerlemesine silahla karşı koymuÅŸlardı. Yunan iÅŸgal ve ilerlemesini reddeden Batı Anadolu insanı, hükümetin sükûnet tavsiye eden kararlarını dinlemeyerek bazı direniÅŸ heyetleri oluÅŸturmuÅŸlardır. Memleketlerinin düşman çizmesi altında çiÄŸnenmesini asla kabul etmeyen vatanseverler öncelikle bölgesel kurtuluÅŸ hareketlerine giriÅŸmiÅŸlerdir. Bu bakımdan daha kongreler yapılıp, Millî Mücadele’ nin esas programı yürürlüğe konmadan Batı Anadolu iÅŸgale karşı çıkmıştır.

Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliÄŸi içerisinde olanlar nedense görüntü üzerinde duruyorlar. İstiklâl mahkemelerinin almış olduÄŸu kararları eleÅŸtirenler, bu yargılamaların âdil olmadığını, yargılama sırasında Avukat bulunmadığını vs. hatırlatanlar, madalyonun öbür yüzünü hiç çevirmiyorlar. Ülke yangın yerine döndüğünde, milletin ırz ve namusu ayaklar altına alındığında, iÅŸgal güçlerinin her türlü haksızlık ve zulmü yaptıkları sırada bu milletin avukatlığına kimler soyunmuÅŸtu ? PadiÅŸah mı, yoksa Damat Ferit hükümetleri mi ? Yine de tüm yokluk ve sıkıntılara raÄŸmen millet adına bu zulme karşı çıkan Mustafa Kemal PaÅŸa ve arkadaÅŸları deÄŸil miydi ? Ayrıca, düşman saldırılarının tüm ÅŸiddetiyle hüküm sürdüğü, Asker kaçaklarının had safhaya vardığı bir sırada vatanın bölünmez bütünlüğünü saÄŸlamak için kurulmuÅŸ olan “İstiklâl Mahkemeleri” nin vermiÅŸ olduÄŸu cezaları eleÅŸtirenler, sırf Kuvâ -yı Milliye yanlısı oldukları gerekçesiyle İstanbul Hükümeti tarafından idam dahil çeÅŸitli cezalara çarptırılmış olan yüzlerce mâsumu unutmuÅŸ görünmektedirler.

Söylevde bir hesaplaÅŸma varsa, bu Sevr antlaÅŸmasını imzalamış ve ulusal güçleri “hain” ilan etmiÅŸ karşı devrimci cepheyle bir hesaplaÅŸmadır. Öyleyse aydınım diyen bir insan, ayrıntı olarak görülebilecek bir takım ÅŸeyleri bir kenara bırakarak, bu hesaplaÅŸmada yerini almak zorundadır. Ancak bu konuda açık, dürüst ve samimi olmak zorundadır.

Ulusal bağımsızlık savaşını kazanmada, nasıl ki hareketin kaynağını ulusun kendisi olduysa, çaÄŸdaÅŸlaÅŸma savaşının kaynağı da yine ulusun kendisi olmuÅŸtur. BilindiÄŸi üzere, Atatürk’ün Büyük Nutku Türk gençliÄŸine hitabesi ile sona erer.

Cumhuriyeti Türk gençliÄŸine emanet eden Atatürk’ün bu kitabesi bir bayrak olarak genç nesillerin önünde dalgalanmış ve gençliÄŸe ışık tutmuÅŸtur. O, Büyük Nutkunu, mâ zi olmuÅŸ bir devrin hikayesi olarak takdim etmektedir. Bunda, gelecek nesiller için dikkat edilmesi ve daima uyanık bulunulmayı gerektiren önemli noktalara iÅŸaret edilmektedir. Bugün KurtuluÅŸ Savaşımız ve Atatürk konusunda yapılan tartışmalar asıl mecrasından ayrılarak yapılmaktadır. Atatürk’ün bu muazzam mücadelede, ülkenin içinde bulunduÄŸu koÅŸullar bunu gerektirdiÄŸi için savaÅŸtığı kavratılmalıdır. Esas sonucun çaÄŸdaÅŸlaÅŸmak, akılcılıkla ve aksiyonla ilerlemek olduÄŸu vurgulanmalıdır. Yine Atatürk’ün ifadesiyle, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” nesiller yetiÅŸtirmenin kavgasının verildiÄŸi örneklerle açıklanmalıdır.

Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiÅŸtirilirken onlara özellikle varlığı ile, hakkı ile, birliÄŸi ile ters düşen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve millî duyguya dayanan düşünceleri büyük bir olgunlukla her karşıt düşünceye karşı ÅŸiddetle ve fedakârlıkla savunma zorunluluÄŸu telkin edilmelidir. Yeni neslin bütün manevi gücüne bu özellik ve yeteneklerin aşılanması önemlidir. Sürekli ve müthiÅŸ bir mücadele ÅŸeklinde beliren milletlerin hayat felsefesi, bağımsız ve mutlu kalmak isteyen her millet için bu özelliÄŸi büyük bir ÅŸiddetle istemektedir. Nitekim bu konuya dikkat çeken Büyük Atatürk şöyle demektedir : " YetiÅŸecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk önce ve her ÅŸeyden önce Türkiye’ nin bağımsızlığına, kendi benliÄŸine, millî geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereÄŸi öğretilmelidir."

Bizler yönetici, öğretmen, memur her kesimden görevliler olarak tarihi bir görev ve vebal altındayız. Vatana, devlete ve millete yararlı gençler yetiştirilmek üzere bize emanet edilen evlatlarımızı yıkıcı tehdit ve unsurlardan haberdar ederek onları bilgi sahibi kılmalı ve uyarmalıyız. Ellerimize verilen bu nadide varlığa yalnızca salt bilimsel teori ve literatür bilgileri vermek yeterli değildir ve olamaz da. Bugün binlerce genç bizim ihmallerimiz nedeni ile kaybedilmiştir. Bu tarihi vebal bugün eğitim ve öğretim hizmetlerini yürüten görevli idarecilere, yarın ise mezun ettiğimiz öğrencilere ait olacaktır. O halde ülke potansiyelinin en nadide unsuru olan gençliği, yabancı ideolojilerin ve ülkelerin hedefi olmadan şuurlu, inançlı ve kişilik sahibi fertler haline getirmek, düşman propagandasına fikren ve ruhen karşı kayacak hazırlığa eriştirmek, bizlere düşen en önemli ve kaçınılmaz tarihi bir görevdir.

Enstitüler ve Araştırma Merkezleri Milî Mücadeledeki insan tipini tespit etmeleri gerekir. Çünkü biz bu insan tipiyle Kurtuluş Savaşını yaptık ve bu devleti kurduk. O halde siyasal ve ekonomik bağımsızlığımızın teminatı olan Kuvâ -yı Milliye ruhu yeniden oluşturulmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’ nin ilk on yılı 29 Ekim 1923’ de bütün yurtta heyecanla kutlanırken bütün Türk Milleti âdeta tek ses olmuÅŸ haykırıyordu Çıktık açık alınla 10 yılda her savaÅŸtan." Gâzi Mustafa Kemal, uzun savaÅŸ ve iÅŸgal yıllarının bıraktığı büyük tahribat üzerinde yeni bir ulus, yeni bir devlet, yeni bir memleket yaratmanın çalışmalarına âdeta soluk almadan baÅŸlamıştı.

Büyük Türk Milleti diye başlayıp, Ne Mutlu Türküm Diyene sözleriyle bitirdiği 10 yıl nutkunda, az zamanda çok büyük işler yaptık diyordu. O bayramda çocuk, genç, yaşlı bütün bir millet, çıktık açık alınla diye haykırırken on yılda elde edilen başarıların haklı gururunu yaşıyorlar, gelecek için duydukları güveni dile getiriyorlardı. 1923-1933 döneminin ruhu işte bu ruhtur. Büyük Atatürk, temel devrimlerinin başında milletine asıl bu gurur ve güveni aşılamayı başarmıştı.

Sonuç
Aynı zamanda Cumhuriyetimizin 74. Yıldönümünü kutladığımız ÅŸu günlerde, büyük önder ATATÜRK’ÜN gençliÄŸe emanet ettiÄŸi " Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan" bağımsız son Türk Devleti yine birtakım tehditlerle karşı karşıyadır. ÇoÄŸu kere ÅŸanlı bayrağımızı taşımama gafleti, hatta hıyanetini gösteren birtakım kitle örgütlerinin ne yapmak istedikleri pek de meçhul olmadığı gibi, sergilemiÅŸ oldukları bayrak ve flamalar da kaygı vericidir.
Ancak, hiç kimse yasal da olsa hiçbir kuruluÅŸ veya örgüt devletin laik, demokratik yapısı ve bölünmez bütünlüğü üstüne politika yapamaz. Aksi takdirde devletin mayasını oluÅŸturan ve 28 Ocak 1920’ de üstelik Osmanlı Meclisi’ nde ilan edilip, ülkemizi bölüp parçalamak isteyen tüm güçlerin yüzüne bir tokat gibi inen " Ulusal And" ın bir anlamı kalmaz.

Atatürk’ ün düşüncelerine, gösterdiÄŸi hedeflere karşı bir ciddi tehlike de Atatürk’ ün adını kullanarak " Atatürkçülük" bayrağının arkasına saklanarak, kiÅŸisel menfaatlerini ön plana çıkaranlardır. İnsanları inançları veya görüşleri nedeniyle dışlayanlardır. Halbuki Atatürk’ ü sevmek veya onu herkesten daha çok seviyorum demek yeterli deÄŸildir. Önemli olan O’ nu anlamak ve gösterdiÄŸi hedeflerde hiç sarsılmadan yürümektir.

Bağımsız son Türk Devleti’ni, ülkesi ve milleti ile bölmeyi amaçlayan birtakım örgütlerin yüreklerden sökemedikleri Atatürk’ ü, hafızalardan silme çabaları pek de yadırganmamalıdır. Elbette " Misâk-ı Millî " yi çizen, elbette ülkesi ve milleti ile bir bütün olan, Türkiye Cumhuriyeti’ ni kuran, " Ne Mutlu Türküm Diyene" sözlerini bayrak bayrak dalgalandıran ATATÜRK sevgisi ile dolu, benlikleri Atatürk ilkeleri ile yoÄŸrulmuÅŸ Büyük Türk Devleti, Onu her zamandan daha fazla aramakta ve sevmektedir.

DileÄŸimiz odur ki, ona olan sevgimiz o özlemlere cevap teÅŸkil edebisin. Atatürk’ le, gerçek Atatürkçülerle hasret gidererek, Onunla yeniden Anadolu’ ya Ayak basalım. O’ nu anarak, çaÄŸdaÅŸlaÅŸma, büyük devlet olma mücadelemizde Onun ilke ve inkılâplarından ilham ve güç alalım.
Ben Atatürk’ ü, bu güzel ülkemizi, aziz vatanımızı parçalanıp, yok olmaktan kurtaran büyük bir mücadeleyi gerçekleÅŸtirdiÄŸi için seviyor, ona ve silah arkadaÅŸlarına şükranlarımı arz ediyorum. Bugün büyük Atatürk’ ün kurduÄŸu ve bize emanet ettiÄŸi bu güzel ülkede yaÅŸamaktan gurur duyuyoruz. Bu gururun verdiÄŸi huzur ve mutluluÄŸu çocuklarımızla yaÅŸamaÄŸa devam edeceÄŸiz.

Sözlerimi Atatürk’ ün bize ışık tutan ÅŸu sözleriyle bitirmek istiyorum : " Benim mâ nevi mirasım ilim ve akıldır. Bundan sonra beni izlemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliÄŸini kabul ederlerse mâ nevi mirasçılarım olurlar."



Telif Hakkı © www.diyadinnet.com
Tüm Hakları Saklıdır.


Kategori: Tarih
Taglar: Yok
Yararlı Bilgiler
Alfabetik Liste

A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S

T U V W X Y Z 1 2 3 4 5 6 7 8 9 0

Yararli Bilgiler ©