Ağrı Dağına Bakarak Yazmak

Ağrı Dağına Bakarak Yazmak

Armavia Havayolları’na ait uçak İstanbul’dan havalandığında koltuklarda hiç boş yer yoktu. Uçağı dolduran yolcuların neredeyse tamamı Ermeniydi ve ellerindeki valizlerden anlaşıldığı kadarıyla bavul ticareti için İstanbul’a gelmişlerdi. (Bazılarından öğrendiğime göre yükte hafif pahada ağır olanları yanlarına alıyorlarmış, diğerlerini ise üçüncü şirketler aracılığı ile Gürcistan’dan Ermenistan’a gönderiyorlarmış. İstanbul-Erivan arasında uçan, biri Ermeni diğeri Türk, iki hava yolu şirketi, sınırlarınız kapalı diyen Avrupa’ya inat, tüm koltuklarını doldurarak seferlerini sürdürüyor.)

2 saat süren yolculuğumuzun sonuna doğru, güneşin ilk ışıklarının aydınlattığı Dağı’nın ihtişamını görmek hepimizi çok etkiledi. Ermenistan’a yaptığım bu ziyareti çok riskli bulan dostlarımın bende oluşturduğu kaygıyı, bu büyüleyici manzara karşısında tamamen unuttum. Ve birkaç saat sonra Erivan Devlet Üniversitesi’nde ilk kez bir Türk Milletvekili olarak vereceğim konferansta, neler söyleyeceğimi ve nasıl davranacağımı, son kez düşünmeye başladım.

• • •

Tarihi taş binanın avlusunda ilerlerken, hayret ve şüphe dolu bakışlarla bizi süzen üniversite öğrencilerinin aklından nelerin geçtiğini kestirmeye çalışıyordum. Rektör yardımcısı Ara Avedisyan ve toplantıyı düzenleyen heyetin de, en az benim kadar heyecanlı olduğu ortadaydı.

Solona girdiğimde karşılaştığım manzara, bu toplantı için aslında ne kadar geç kalındığını gösteriyordu. Basının yoğun ilgisi, öğretim üyeleri ve öğrencilerin kalabalık katılımı, toplantının çok önemsendiğini ve heyecanlı geçeceğini gösteriyordu.

850 yıllık birliktelikten söz ederek başladım konuşmama...

• Her iki toplumun 850 yıl boyunca birbirlerine çok şeyler kattığını,
• Anadolu’nun fethinde Alpaslan’ın Ordularında Ermeni askerlerin bulunduğunu,
• Osmanlı’da çok sayıda Ermeni vatandaşın, yüksek bürokraside görev yaptığını, hatta yedi tane Ermeni bakan olduğunu,
• Osmanlı’nın yıkılma döneminde emperyalistlerin kışkırtmalarıyla Ermeni vatandaşlarımızdan bazılarının tahrike kapılıp isyan çıkarttığını,
• Çıkan isyan ve mukatelede çok sayıda Müslüman-Türk’ün hayatını kaybettiğini,
• Üç cephede savaşan Osmanlı’nın Ermeni vatandaşlarının çıkarttığı isyan nedeniyle çok güç duruma düştüğünü,
• Günün koşullarında tehcir kararını almak zorunda kaldıklarını,
• Her türlü tedbiri almak istemelerine rağmen, acı veren olayların yaşandığını,
• Göç esnasında, Ermeni vatandaşlarımızdan hayatlarını kaybedenlerin olduğunu ve tarihe bakarak bizim de bunlardan üzüntü duyduğumuzu, ifade ettim.
• Bunları tartışmanın elbette doğru olduğunu ama her şeyimizi buna endekslersek, yol alamayacağımızı anlattım.
• Bırakalım tarihçiler ve hukukçular bu döneme dair derinliğine çalışsınlar. Biz yolumuza devam edelim. Geriye bakarak koşamayız. İleriye bakıp ortak bir vizyon oluşturabiliriz. Bu coğrafyada bulunan tüm ülkelerin, huzuru, barışı ve istikrarı ortak arzumuz olmalı’ dedim.

Sözlerimi hiç kesmeden dinlediler.

Monolog için gelmediğimi, diyalog için burada olduğumu ve özgürce tüm düşüncelerini ve sorularını benimle paylaşmalarını istedim gençlerden.

Gelen soruların tahrik edici olmasını beklerken, son derece olgun ve yapıcı bir tutumla karşılaştım. Sözde soykırıma dair bir tek soru sormadılar, yorum yapmadılar. Asıl ilginç olan, soykırım iddialarına dair soru sormak isteyenlere diğerlerinin mani olmasıydı.

Sözde soykırım anıtına gidip gitmeyeceğimi sorduktan sonra, daha yapıcı ve akılcı soruları tercih ettiler.

Gençlerin verdiği mesajların satır aralarından şunu çıkarttım;

Ermeni gençlik; açılım istiyor, yenilik istiyor, sözde soykırım iddialarının kısır çekişmelerine girerek bu dar coğrafyaya sıkışıp kalmak istemiyor.

Gürcistan, İran ve Azerbeycan’la olan sınır komşuluklarından bir fayda sağlayamayacaklarını çok iyi bilen gençler, önyargı ve ön kabullerinden kurtulmak için çıkış yolu arıyor.

1915’te Osmanlı coğrafyasında son derece hüzünlü olayların yaşandığını, hayatını kaybeden Müslüman vatandaşlar gibi, Ermeni vatandaşlar için de üzüntü duyduğumuzu söyleyince, bazı öğrencilerin hayret ettiğini ve gözlerinin parladığını gördüm. Bu ışığı yakalamak ve gelecek adına politika üretmek bundan sonra daha kolay görülüyor.

Yapılan bu sivil ve gayrı resmi girişim gösterdi ki; biz iki komşu ve çok acı çekmiş iki toplum olarak, kimseye ihtiyaç duymadan konuşabiliyoruz.

En azından bunun anladım...

Ermeni diasporasından yavaş yavaş umutlarını kestiğini hissettiren gençler, sorunlarını kendilerinin çözme iradesine sahip olduklarını açıkça ortaya koydular.

Gençlerle gelecek adına çok önemli işler başarabiliriz..

• • •

Size bu satırları, Erivan Cumhuriyet Meydanı’ndaki Marriot Hotel’in 9. katından yazıyorum.

Otelin ön cephesi meydana, arka cephesi ise Ağrı Dağı’na bakıyor. ( Erivan’da Ağrı Dağı’na bakan evlerin fiyatı diğerlerine göre daha yüksekmiş.)

Akşamın kızıla çalan ışıklarının yaladığı karlı Ağrı Dağı’nın onurlu duruşu beni öylesine mutlu etti ki.....

Yabancı lardan ülkemin güzelliklerini görmek ve hissetmek bana bambaşka bir onur ve güç verdi.

• • •

Bir sonraki yazımda, sokaktaki vatandaşın neler düşündüğünü, algısını, beklentilerini anlatacağım size.

Erivan’dan kucak dolusu sevgiler....
13.06.2005
Turhan Çömez
Ermenistan/Erivan