Şuan sitede 7362 kişi var

diyadinnet tv

Kaşağı Ömer Seyfettin

Kitabın Adı: Kaşağı
Kitabın Yazarı :Ömer Seyfettin

1. kitabın konusu
kardeşine iftira atıp, onun ölümünden sonra vicdan acabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadır.

2. kitabın özeti
annesi, istanbul'a gittiği için kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi hasan'la artık dadaruh'un yanından hiç ayrılmaz. bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. en sevdikleri şey atlardır. dadaruh'la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir.torbalara Arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı tıkı. tık.. tıkı. tık. tıpkı bir Saat gibi... yerinde duramaz, bunu gören küçük çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.
o vakit dadaruh, onu tosun'un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,
hadi yap! der.

bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.
her sabah ahıra gelir gelmez

dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini söyler.boyu atın karnına bile varmıyordu. oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. sanki kaşağının düzenli tıkırtısı tosun'un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman dadaruh, "höyt.." diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı.bir Gün yalnız başına kalır. hasan'la dadaruh dere kenarına inmişlerdi. içimde bir tımar etmek hırsı uyanır. kaşağıyı arar, bulamaz. annesinin bir hafta önce istanbul'dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. hemen alıp, tosun'un yanına koşar, karnına sürtmek ister fakat rahat durmaz.
sanırım acıtıyor? diye düşünür.

gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine bakar. çok keskin, çok sivridir. biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başlar. dişleri bozulunca yeniden dener. gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. öfkesini sanki kaşağıdan çıkarmak ister. on adım ilerdeki çeşmeye koşar. kaşağıyı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başlar. istanbul'dan gelen, üstelik dadaruh'un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezip, parçalar. sonra yalağın içine atar. babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı görür; dadaruh'a yanına çağırınca çok korkar. dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.dadaruh,
bilmiyorum, der.

babasının gözleri ona döner daha bir şey sormadan çocuk kaşağıyı kardeşi hasan’ın kırdığını söyler. “dadaruh uyurken odaya girdi. sandıktan aldı. sonra yalağın taşında ezdi” der.
babası hasan’ı çağırır.

bu kaşağıyı niye kırdın?diye sorar.
hasan, dadaruh'un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,
ben kırmadım, der.

doğru söyle, darılmayacağım. yalan çok kötüdür, der babası. hasan inkârda direnir. baba öfkelenir. üzerine yürür "utanmaz yalancı" diye yüzüne bir tokat indirir.
götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. hep pervin'le otursun! diye haykırır.
artık ahırda hep yalnız oynar. hasan eve hapsedilir. annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.
ertesi yıl anne, yazın gene istanbul'a gider.

hasan'a ahır hâlâ yasaktır. bir gün birdenbire hastalandı. doktor "kuşpalazı" der. babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz.hizmetçi kardeşinin öleceğini söyler ve çocuk ağlamaya başlar.gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz hasan'ın hayali gözünün önüne gelir "iftiracı! iftiracı!" diye karşısında ağlar.pervin'i uyandırır. hasan'ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey söylemek istediğini söyler.yarın söylersin, der.sabaha kadar gene gözlerini kapayamaz. Hava henüz ağarırken pervin'i uyandırır.ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece ölmüştür.
3.kitabın ana fikri: yalan söylemek kötü bir alışkanlıktır.
4.kitaptaki olayların ve şahısları değerlendirilmesi

büyük çocuk
hasan’ın abisidir.babasından çok korkar.atları çok sever.

hasan
küçük kardeştir.o da babasından çok korkar ve atları çok sever.geçirdiği hastalık ölümüne sebep olur.

dadaruh
evin seyisidir. bütün zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.iki çocuğu da çok sever.

pervin
evin hizmetçisidir. çok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça söyler.bir o kadar da sulugözdür.

baba
çocuklarının üzerinde büyük bir otorite sahibidir. çocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar.

5.kitap hakkında şahsi görüşler: yazar olayları ve yer betimlemelerini çok güzel ve yerinde yapmıştır.akıcılığı sağlamış, okuyucuyu sıkmadan akıcı bir şekilde okuyabilmesi için bütün imkan ve kabiliyetlerini sergilemiştir.

6.yazar hakkında kısa bilgi: ömer seyfettin, yazı ve öyküleriyle dilde sadeleşme hareketinin öncülüğünü yaparak yeni bir edebiyat akımının oluşumunu sağlayıp, türk öykücülüğünde kısa öykü türünün dil, anlatım tekniği ile tematik yönden ilk özgün örneklerini vermiştir. aynı zamanda ulusal edebiyat akımını başlatan yazarlardan olan ömer seyfettin 28 şubat 1884'te gönen'de doğdu. öğrenimine, dört yaşında iken, gönen Mahalle mektebi'nde başladı. ailesiyle birlikte istanbul'a gelince (1892), ilköğrenimini özel bir okul olan aksaray'daki mekteb-i osmani'da sürdürdü. babasının isteği üzerine, eyüp baytar rüştiyesi'nin subay çocuklarına özgü bölümüne yatılı olarak yazıldı (1893). buradaki eğitiminden sonra (1896), edirne askeri idadisi'ni (1900) ve istanbul mekteb-i harbiye'yi bitirdi.

22 ağustos 1903'te piyade teğmeni rütbesiyle mezun oldu. ziya gökalp ve arkadaşlarının çıkardıkları "genç kalemler" dergisinin kadrosuna katıldı. balkan savaşı'nın başlaması üzerine, yeniden orduya çağrıldı (14 eylül 1914). kısa bir süre "türk sözü" dergisinin başyazarlığını yaptı. lan calibe hanım'la evlendi (1915). eylül 1918'de eşinden ayrıldı. 6 mart 1920'de kaldırıldığı haydarpaşa hastanesi'nde şeker hastalığından öldü. kadıköy kuşdili'ndeki mahmut baba türbesi mezarlığına gömüldü. 1939'da, kemikleri zincirlikuyu mezarlığı'ndaki asri mezarlık'a taşındı.
eserleri

romanları
yaşadığı yıllarda yayınlanan üç romanı ( ashab-ı kehfimiz, efruz bey, yalnız efe, 1919) onun bu alanda yarım kalmış denemeleri olarak sayılır.
"fantezi roman" olarak nitelendirilen efruz bey; 1908'den mütareke yıllarına kadarki süreci, aydın kişilerin eleştirisi ekseninde yansıtır. dönemin aydın hastalıklarını, siyasi akımların yanlış yönsemelerini toplumsal eleştiri bağlamında, yeni bir roman tekniğiyle verir.

yarın kalan romanı yalnız efe, destansı bir nitelik taşır. konusunu bir halk menkıbesinden almıştır. dönemin toplumsal ortamında, yapılan haksızlıklara başkaldırarak silahlanıp dağa çıkan -kız kahraman- yalnız efe'nin kişiliğinde türk halkanın direnme gücünü göstermeye çalışmıştır.
yapıtları

öykü
harem, (u.ö.), 1918; yüksek ökçeler, (ö.s.), 1923; gizli mabet, (ö.s.), 1923; bahar ve kelebekler, (ö.s.), 1927.
bütün eserleri, temalarına göre bir araya getirilen basım: efruz bey, 1970; kahramanlar, 1970; bomba, 1970; harem, 1970; yüksek ökçeler, 1970; yüzakı, 1970; yalnız efe, 1970; falaka, 1970; aşk dalgası, 1970; beyaz lale, 1970; gizli mabet, 1970.

Sponsorlu bağlantılar

Paylaşmaya ne dersin ?


Copyright © 2004 - 2014 diyadinnet. com Tüm Hakları Saklıdır. Diyadinnet.com 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Abone olduğumuz Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA) alınan haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, ilgili ajansların bu yöndeki politikasına bağlı olarak önceden yazılı izin gerektirir.