Şuan sitede 19558 kişi var

diyadinnet tv

Sporda ilkeler

Sporda ilkeler

Eski çağlarda yapılan spor faaliyetlerinde Eski Yunan Sporu'nun ve Olimpiyatların büyük yeri vardır. Ama spor ile ilgili ilk modern anlamdaki organize spor müsabakalarının Sümer Uygarlığı sırasında ortaya çıktığı Hititler

ve Eski Mısırlılar yolu ile Eski Yunan'a geçtiği bilinmektedir. Bu bizleri Milat'tan önce 3600-2000 yılları arasına kadar götürmektedir Sümerler'e ait 200 kil tablet Altın ve Gümüş eserler mezar taşları tapınak mimarisi ve

Ilgamış Destanı'nın sistemli incelenmesi sonucunda modern anlamdaki sporun ilk defa Sümerler tarafından ortaya konulduğu saptanmıştır.

Hatta bazı Sümer tabletlerinde şair dönemin Sümer kralının ne büyük bir uzun mesafe koşucusu olduğunu şiirsel bir anlatımla aktarır. MÖ 3000 yılının sonunda III.Ur Hanedanlığı'nın kurucusu Ur-Namlu'nun oğlu Şulgi'nin ne büyük bir koşucu olduğu tabletlerde kendi ağızından anlatılır. Tabletteki dizelerde Şulgi Nippur'dan Ur'a yaklaşık 15 çift Saatlik mesafeyi (yaklaşık 150 km) yalnızca bir çift Saatte aldığını söylemektedir. Tablette şöyle der:

Adım uzak günlere erişsin ağızdan düşmesin diye Ünüm ülkenin her yanına yayılsın diye Bütün ülkelerde övüleyim diye Ben koşucu gücümü topladım yola koyuldum Nippur'dan Ur'a Yolu bir çift saatlik gibi aşmaya karar verdim Yorulmak bilmez bir aslan gibi şahlandım Eski Yunan'da spor konusundaki en eski yazılı kayıta Homer'in illia da isimli eserinin 23. bölümünde rastlanır.Burada

Yunan kahramanı Patroclus anısına düzenlenen spor karşılaşmalarında Araba yarışları Güreş Boks Koşu Müsabakaları ve Cirit Atma vardır.Bu beş yarışmadan

dördünü yüzyıllar önce Sümer'de yapıldığı buluntulara dayanarak söylenebilir Yunanistan'da spor oyunları Yunan Birliği'ni sağlayıcı nitelikleriyle ortaya çıkar. Bunlar Olimpia PythiaNemea ve İsthmia'dır. Bunların en eskisi olimpia'dır. Belge ve bulgulara dayanılarak ve yarışmalarda kazananların ilk defa kaydedildiği oyunlar esas alınarak olimpiyat oyunlarının Milattan Önce 776 yılında Olimpia'da yapıldığı tespit edilmiştir Sporda ilk biçimsel örgütlenmeler öncelikle Antik olimpiyatlardan üç Ay önce başlayıp olimpiyatlardan beş Gün sonra sona eren silah bırakışlarını simgeleyen

Olimpiyat barışı anlamına gelen Ekechreiria işlerini yürütmek amacıyla dört yılda bir seçimle oluşan geçici bir yönetsel yapıdır.

Burada Delphi Kahini'nin önerileri ile Olimpiyat Oyunları'nın cereyan ettiği mukaddes ay süresince barışın devam etmesi kararlaştırılmıştır.Bir disk üzerine yazılan anlaşma metninde Olimpia kutsal bir bölgedir.Buraya silahlı olarak girmeye teşebbüs eden tanrıya karşı günahların en büyüğünü işlemekle damgalanacaktır.Böyle bir fena davranışın öcünü gücü yettiği halde almayan da Allahsız sayılacaktır yazılıdır Bunun ardından eskrim okulu ağırlıklı VIII.Henry'nin 1540'da kurduğu “Savunma Ustaları Birliği” gelir. Ama federasyonlaşma bazında ilk adım Japonya İmparatoru Yoozei'nin 1603 yılında okullar arası yarışmaların organizasyonunu sağlamak amacıyla kurdurduğu yüzme federasyonudur Ama uluslararası düzeydeki ilk çok ulus ve tek sporlu yönetsel yapı 1875 yılında

IYRU(International Yatch Racing Union-Uluslararası Yat Yarış Birliği) adı ile kurulan Uluslararası Yelken Federasyonudur İlk çok uluslu ve çok sporlu örgüt ise 1894 yılında kurulan IOC(International Olympic Committe)

Uluslararası Olimpiyat Komitesidir Tüm bu ilklerle birlikte vurgulamak istediğim nokta ilk çok uluslu ve tek sporlu yönetsel yapı olan IYRU'nun(Uluslararası Yelken Federasyonu1875) Cemiyet-i Akvam'dan(Milletler Cemiyeti) ilk çok ulusluçok sporlu örgüt IOC'nin (Uluslararası Olimpiyat Komitesi.1894) Birleşmiş illetler'den yaklaşık yarım yüzyıl yaşlı olmasıdır.

Türkiye'deki İlkeler
Ülkemiz açısından da bazı ilklerden söz etmek istiyorum İlk Milli Olimpiyat Komitemiz 1908 yılının Temmuz ayının son haftasında kuruldu. Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nde Türkiye ilk kez 1909 yılında Berlin'de Selim Sırrı Tarcan tarafından temsil edildi Türk Bayrağı ilk kez resmen 1912 yılında Stockholm Olimpiyat Oyunları'nda dalgalandı Bu oyunlara katılmak için dönemin Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyeti Genel Sekreteri ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin Türkiye temsilcisi Selim Sırrı Tarcan gazetelere sporcuları oyunlara çağıran ilanlar verir.

Bu ilanlara sadece iki Ermeni genci ilgi gösterir. Vahram Papazyan ve Mıgır Mıgıryan adlarındaki bu gençler kendi olanakları ile İsveç'e gidip ülkemizi temsil ederler İlk yabancı antrenörlerimizin öyküsü ise şöyle. Cumhuriyet sonrası Atatürk spora büyük önem verdi Ve 1 yaşındaki cumhuriyetin ilk katılacağı olimpiyatlar olan 1924 Paris Olimpiyatları'na en iyi şekilde hazırlanılmasını istedi. Ve ülkemize ilk yabancı antrenörler olarak futbol takımımızın başına İskoçyalı Billy Hunter güreşçilerimizin başına Macar Raol Peter ve de de atletlerimizin başına Alman Abrahams

getirildiler 1936 Berlin Olimpiyatları' nda ise ilk kez bayrağımız şeref kürsüsüne çekilir Serbest güreşte ilk şeref kürsüsüne 78 kiloda Mersinli Ahmet Kireççi çıkar İlk kez İstiklal Marşımız çalınır ve ilk altın madalyamızı

alırız. İlk altın madalyamızı ise 61 kiloda Yaşar Erkan alır. 1936'da ayrıca ilk bayan sporcularımız da bu oyunlara katılır 1992 Barselona Olimpiyatları sonrası yapılan IX.Paralimpik Oyunlara ise Türkiye ilk kez 1 sporcu ve 2 idareci ile katıldı.

Eski Türkler De Spor
Milattan Önce 3000 yıllarında Orta Asya'da Türkler'in yaşamında atın büyük önemi olduğunu görmekteyiz. Çocukların çok küçük yaşta at eğitimine başladığı o dönemin belgelerinde rastlanmaktadır. Bu uğraşta kadınların da yeri vardı Türkler'in binicilikteki ustalıklarına atla oynanan ve sportif değer taşıyan türlü oyun ve yarışlarla ulaştılar Günümüzde de Orta Asya ve Anadolu'nun bazı yörelerinde oynanan kaçma-kovalama nitelikli Gök-Börü Kız-Börü ve Beyge

oyunlarıyla bir çeşit atlı hokey oyunu olan Çögen ve de savaş oyunu olan attaki cirit atma oyunlarında astlamaktayız Gök-Börü oyunu değişen lehçelerce Kökperi Kopkeri gibi isimler de almıştır Bu oyunda asıl olan kesilmiş ve içi

temizlenmiş bir oğlak veya hayvanı eğeri ile bacakları arasına sıkıştıran ve dört nala koşan bir atlının kendini kovalayan atlılara sınırlanmış bir alan veya alanda bir turu tamamlayarak puan alması biçimindeydi Oyun tek kişiler

veya gruplar arasında da oynanırdı. Özbek Türeleri'nde bu oyunu üzerinde Sular hendekler ve yükseklikler bulunan bir arazide oynadığını görüyoruz Evlilik törenlerinde kesilmiş hayvan kız tarafından kaçırılır ve damat tarafı

gelini kovalardı. O zaman bu oyun Kız-Börü adını alırdı. Atlı oyunların bir başka şekli de düğün törenlerinde kız ve erkeğin bir mesafe içinde karşılıklı olarak Beyge (Babiga) oyunuydu. Amaç hedefe önce varmaktı. Çöğen de eski Türkler

arasında yaygın bir oyundu. Bu oyun bugün adına Tibet dilinde top anlamına gelen Pulu'dan alınarak Polo denilen atlı hokey oyununun ilk şeklidir.İlk defa Türkler

tarafından oynandığı söylenen bu oyun İranlılarca Çevkan Bizanslılarca da Çukanyan adı ile oynanmıştır. Bugün Anadolu'nun birçok yerinde oynanan atlı cirit oyunu eski Türkler'in çok sevdiği bir binicilik oyunuydu.Cesaret algılama sürati refleks denge gibi emosyonel ve motorik özellikleri bünyesinde barındıran bu oyun iyi bir binicilik ve ata hakim olmayı gerektirirdi Eski Yunan yazar ve komutanlarından Xenophon MÖ 360 yılında Binicilik Sanatı adlı eserinde Türkler'in cirit oyununa benzeyen bir mızraklı süvari oyununu halkına öğütler Eski Romalılar'ın yüzyıllar boyunca oynadıkları Troia oyununun da aslı cirit oyununa benzemektedir Türkler boyu 1.5 metre uzunluğundaki ucu sivri taze servi ağacından yapılmış mızraklarla hedef tahtasını delmeyi veya sivri değnekleri toprağa saplama alıştırmaları yaparlardı Ayrıca çeşitli sosyal etkinliklerle

ilgili olarak (ölüm doğum düğün sosyal yardım v.b.) bozkır atları ile 10- 14 kilometre hatta 100 kilometrelik arazi koşuları yapılırdı Ayrıca eski Türkler

de birçok sosyal etkinlikte yine ok atma veya ok üzerine içilen antlar gözlenmektedir. Okla uzağa atma veya hedefe atma oyunları vardı. Ayrıca at üzerinde de ok atma oyunları vardı.Bu konudaki en eski belgeler MÖ 1000 yılda

Tibet bölgesinde bulunan kayalara işlenmiş fresklerdi Yarış amacıyla atılan okların ilki cepheden ikincisi yandan ve üçüncüsü de hedefi geçtikten sonra geriye dönülerek atılırdı. Günümüzde Japonya'da bazı dinsel törenlerde benzeri yarışmalar yapılmaktadır Ayrıca Türkler'in geliştirdikleri eğri ve tek yüzlü kılıçlarla oynanan çeşitli dans ve oyunlar vardı. Bugün Türkmenistan'da çeşitli

kabilelerde bu dans ve oyunlar devam etmektedir Tüm bunların dışında Asya'da en çok sevilen spor dallarından biri de güreşti. Çeşitli bayramlarda ve özel günlerde güreş ile ilgili şenlikler düzenlenirdi. Yapılan kazılarda çeşitli süs

eşyalarının üzerine işlenmiş güreş figürlerine rastlanmaktadır. Günümüzde yağlı güreşçilerin giydiği kısbeti İskit Türkleri'ne ait bir kemik avadanlığın

üzerine işlenen güreşçi figüründe görmek mümkündür MÖ 100 yıldaki eski Çin kaynaklarına göre Amur Bölgesi'nde oturan Türk kabilesinin yaşantısı hakkında bilgi verilirken halkın ayaklarına 15 cm genişliğinde ve 160 cm uzunluğunda

tahtalar takarak Kar ve buzda ev hayvanlarını kolaylıkla avladıklarından söz edilmektedir Bu da kayak sporunun tarihteki ilk örneklerinden biridir Tarihçi Prof. W. Eberhard yine bu kaynaklara dayanarak eski Türkler'de kayak ve kayakçılığını mevcut olduğundan söz eder Yine MÖ 500 yıllarında Çin halkının ayaklarında kayakla gördükleri Türkler için tahta bacaklı at ayaklı benekli ala at gibi tanımlar kullandığı saptanmıştır.

İsviçreli Prof. Hess kayak tarihini incelerken “Bütün kış karla örtülü olan Sibirya'nın kayakçılığın asıl vatanı olması tabii olduğu gibi tarihi deliller de Sibirya'nın en kuzey noktalarında yaşayan Türk ve Moğol kavimlerine” kayağın buluşunun ait olduğunu söylemektedir Eski Türkler'in dinsel geleneklerine göre yaptıkları çeşitli sporitf etkinlere Kırgızlar'ın çocukların doğumunda kadınların da katıldığı 265 km'lik bir mesafe üzerinden geleneksel koşu yaptıkları Tunguzlar'ın düğün törenlerinde 107 kilometrelik yaya koşular

düzenlediği hız alarak çift ve tek ayakla uzun atladıklarını da ilave edebiliriz Yine Orta Asya'da futbola benzeyen tepük adıyla oynanan bir oyundan Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat-ül Türk adlı eserinde söz etmektedir Osmanlılar'a gelindiği ise güreşten at binmeye ok atmadan çevgen'e kadar çeşitli sportif etkinlikleri görüyoruz.

Spor Ve Spor Kültürüne

Genel Bakış
Günlük yaşantımızda sıkça duyduğumuz bir kelime de spordur. Spor spor haberleri spor sayfaları spor Saati sporlar sporcular ve spor ile birlikte

anılan daha birçok tanım ve de kavram.Sporun tanımına ve önemine geçmeden önce uygarlık tarihinde sporun yerini değerlendirmeliyiz.Canlılığın temel belirtisi

bilindiği gibi hareket olmuştur.Ve yine bilinir ki insan vücudunun eğitiminin önemli bir parçası hareketle sağlanır.İşte bu temel mantıkla hareketin temeli

beden eğitimi tarihini oluşturmaktadır. Bu nedenlerden ötürü yani hareketin insan yaşamı ile bu sıkı ilişkisinden ötürü beden eğitimi ve sporu değerlendirirken ilk insanlardan başlamak doğru bir yaklaşımdır. Evrimleşme sürecinin ardından insanlık tarihinin başlangıcı ile birlikte spor değişik formlarıyla insanın yaşantısına girmiştir. Veya bu değerlendirmeyi o dönemdeki yaşam formunun bazı şekilleri daha sonradan spor olgusunun doğuşuna neden

olmuştur diye de yorumlayabiliriz.O ilk çağlarda insanoğlu dönemin vahşi hayvanlarından korunabilmek için saklanmak kaçmak ve KOŞMAK zorundaydı.Dolayısıyla tarihin ilk koşuları insanoğlunun yaşamını kotarmak için gerçekleştirdiği vahşi hayvanlardan kaçış olarak nitelendirilebilir.

Yine o dönemlerde insanoğlu yaşamını devam ettirebilmek için beslenmek zorundaydı ve gerek taşlar gerek mızraklar gerekse oklarla vahşi hayvanları öldürmek zorunda kaldı. Bunlar da kuşkusuz tarihin ilk Gülle Atma Cirit Atma Ve Ok Atma etkinleriydi.

Dönemin gereği insanoğlu eşini seçmek veya eşini korumak için diğer insanlarla dövüşmek zorunda kaldı.Bunlar da tarihin ilk GÜREŞ ve BOKS etkinleri adı ile adlandırabiliriz Daha sonraki dönemlerde uygarlığın gelişiminin ardından insanoğlunda boş zamanları değerlendirme kavramı yani rekreasyon adını verdiğimiz kavram ortaya çıktıO kavramın ortaya çıkışı ile birlikte boş zamanı olan kesim doğal olarak geçinmek için çalışmak zorunda olmayan veya ekonomik

durumu çok iyi olan kesimde spor yaşantılarının bir parçası olarak rol almaya başladı. Kimisinde avlanma kimisinde evcilleştirilen hayvanlar atlarla yarışma ve daha değişik şekiller.

Özellikle ülkemiz gibi az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde spor önemli bir dinamiği oluşturur Ülkemiz insanının spor ile olan ilişkisi genelde izleyici taraftar boyutundadır.Sporun insan sağlığı ve insan gelişimi için ne oranda önemli olduğunun bilincine ülkemizde varılmamıştır Her şeyin ötesinde bir

çocuğun fiziksel ve mental (zihinsel) gelişim sürecinde spor çok önemli bir etki yapmaktadır Spor onun sağlığına ve gelişimine koyacağı önemli katkıların dışında onun kişiliğinin oluşumunda paylaşma ekip çalışması gibi günümüz

dünyasında çok önemli olan kavramlarla tanışmasına ve onları benimsemesine yol açar. Burada sizlere öncelikle spor olgusunun tanımından yola çıkarak spor kültürünün ne olduğunu antik olimpiyatları modern olimpiyatları sporun toplumsal boyutlarını insan sağlığı üzerine olan olumlu ve olumsuz etkilerini engelliler için geliştirilen sporlardan söz edeceğiz Spor çok önemli bir olgudur Ama ülkemiz realitesinde bu önemli olgu çok basite alınmaktadır. Bugün

bu ülkedeki en büyük futbol takımlarında hangi oyuncunun oynatılması gerektiği hangi sistemle oynanması gerektiğini bir mesleği ve işi olmayan kahve köşelerinde zaman harcayan çok sayıdaki insanımız o takımın teknik direktöründen

daha iyi bildiğine inanmaktadır.Bu da spor gibi Bilimin tüm alanları ile içli dışlı olmuş bir bilim dalının küçümsenmesine neden olmaktadır.Bugün gelişmiş

ülkelerin özel üniversitelerinde eğer paranız yok ise sadece sanat ve spor bursları ile eğitim alabilirsiniz Sizlere çok basit bir örnek vermek istiyorum Belirli bir zeka düzeyindeki insanların nerede ise tümü belirli bir eğitimden

sonra en saygın mesleklerin sahibi olabilirler Ama belirli bir fiziksel yapıya sahip insanların tümünün içinden belirli bir eğitimden sonra sporcu veya sanatçı olma olasılığı çok ama çok düşüktür. Çünkü sporcu ve sanatçı olabilmek için devreye herkesin sahip olduğu fiziksel ve zihinsel özelliklerin dışında yetenek adını verdiğimiz ve çok az sayıda insanın sahip olduğu özellikler gerekmektedir Bu nedenlerledir ki sanatçılar ve sporcular özel insanlardır Ve unutulmaması gereken ülkelerin gelişmişliklerinde bilim adamları sayısı kadar sanatçı ve sporcu sayıları da önemli yer tutar Spor kavramı karşımıza çeşitli tanımlarla gelmektedir. Bu tanımlara şu şekilde sıralayabiliriz: Bedenin dayanıklılığını güçlülüğünü artırmayı amaç alan ve genellikle oyun yarışma anlayışıyla yapılan bedensel etkinliklerdir

Bireysel ya da toplu oyunlar biçiminde bazı kurallara göre gerçekleştirilen ve genellikle yarışmalara konu olan beden hareketleri bütünü.” Ferdi ve kollektif oyunlar şeklinde yapılan genellikle yarışmaya yol açan bazı kesin kurallara göre uygulanan ve ani bir yarar beklemeyen beden hareketlerinin tümü.

Spor yapan(sporcu) açısından kazanmaya dönük teknik ve fizik bir çaba; izleyen açısından yarışmaya dayalı estetik bir süreç; toplum genelince oluşturulan bütün içinde de yerine göre o toplumun çelişki ve özelliklerini olduğu gibi yansıtan bir ayna yerine göre onu yönlendirebilen etkili bir amaç ama son tahlilde önemli bir toplumsal kurumdur Bu ansiklopedik tanımların dışında tarih boyunca beden eğitimi ve spor konusu filozoflarında ilgi alanı içersinde olmuştur.

Özellikle Antik Çağ' daki spor konusunda Grek kökenli filozoflar Grek felsefesinin olgunluk döneminde beden eğitimi ve spor ile ilgili olarak şunları

Söylemişlerdir
AristOteles'e göre Jimnastik şudur “Hangi hareketlerin vücuda yararlı olduğunu doğanın insan vücuduna ölçülü olarak bağışladığı niteliklere göre bunların

hangilerinin iyi ve uygun düşeceğini araştıran bir bilimdir Platon ise jimnastik için şöyle demektedir Her Canlı varlık içgüdüsü ile daima sıçramak zıplamak ister. Bunun kendine göre bir ritmi vardır. Bundan da dans ve müzik doğar. Genç

yaratıklar vücutları ve sesleriyle uslu durmazlar. Düzensiz bir şekilde sıçrayıp gürültü ederler Fakat insanlar adına ritim denilen ve sesteki alçak ve yüksek perdelerin uyuşumu bir ahenge sahiptir Sokrates ise jimnastik için şöyle der Vücuda güzellik ve güç kazandırmak üzere yerine getirilmesi gereken Ahlaki bir ödevdir Bunun sorgulanması büyük ayıptır Evet bu filozoflardan önce yedi bilgeden biri olan yasa koyucu Solon beden eğitimine verdiği önemi ve değeri şu sözleri ile ifade etmektedir Beden alıştırmalarını gençliğe sadece yarışmaların hatırı için tavsiye etmiyoruz. Onları sadece yarışmalara katılsınlar diye bu işlere zorlamıyoruz. Gençler bu çalışmaların sonunda kendileri ve vatanları için büyük değer taşıyan erdemler kazanıyorlar Yaptıkları iş bütün iyi vatandaşların uğrunda uğraştıkları bir ortak dava ile ilgilidir.Gençler görünüşte çamdan meşeden zeytinden veya defne dalından yapılan fakat anlamında insanların bütün mutluluğunu taşıyan çelenkler uğruna yarışıyorlar Ben bu ferdin ve toplumun ortak özgürlüğünü refahını güvenini

şan ve şerefini bir kelime ile tanrılardan dileyebileceğimiz en güzel şeyleri kastediyorum. İşte bütün bu güzel şeyler uğrunda mücadele edilen çelenklerin örgülerinde saklıdır Büyük yarışma bayramları bunlara ulaşmaya olanak sağlar

Jimnastik alıştırmaları ve yarışmalar vatandaşları bu amaca götürmek için düşünülmüştür. Onların ödülleri de aynı düşüncenin ürünüdür. Yarışmalar büyük ve ortak toplum davalarımızın uğraşlarımızın küçük bir örneği çelenkler de

uğrunda mücadele edilen büyük manevi değerlerin birer sembolleridir Evet Antik çağ filozoflarının beden eğitimi ve spor konusundaki yaklaşımları böyleydi Bilindiği gibi spor günümüzde müzik ile birlikte tüm dünyada konuşulabilen

evrensel bir dil niteliğini taşır. Spor dinleri dilleri ırkları eğitim düzeyleri sosyal konumları ne olursa olsun aynı kurallar içersinde insanların bir araya gelip bireysel veya takım olarak yarışabildiği bir ortam yaratır Spor

gerek yarışma bazında gerek rekreasyon bazında gerek Sağlık bazında gerek izleyici bazında dünya kültürünün bir parçasıdır Spor bugün iletişim araçlarının yaygınlaşmasının da ciddi oranda etkisiyle birçok kişi tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak ilgi görmektedir Spor büyük bir toplumsal dinamiktir.Çünkü spor giderek daha çok kişi tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak ilgi görmeye başlamış daha organize hale gelmiş ve uluslar arası bir saygınlık prestij gösterisi konumunu alarak ulusları sevince ya da yasa sürüklemeye başlamıştırSpor günümüzde insanın toplumsal yaşamına derinlemesine girmiş ve toplumsal yapıya göre biçimlenmiş bir olgudur.

Sporun Toplumsal Boyutu

1-Toplum Ve Toplum Bilimi

İnsanlar yaşamlarını toplumsal ilişkiler sistemleri içerisinde sürdüren toplumsal varlıklardır. İnsanı bu açıdan ele alarak toplum içinde yer alan sosyal gurupları sosyal sınıfları ekonomik siyasal sosyal dinsel ve hukuksal kurumları nüfusu örf adet değer norm ile inançları ve bunlar arasındaki ilişkileri değişmeleri inceleyen bilim dalına ya sosyoloji yada toplumbilimi denir. İnsanlar toplumu ve ona ait süreçleri toplum bilimi aracılığıyla anlayarak çözümleyebilir ve kontrol etmeye çalışır.

Toplum belirli bir bölgede yaşayan insanlardan oluşmuş ve üyelerinin ortak bir yaşayış tarzını bölüştükleri en büyük bir insan grubudur (1 6). İnsanın en ilkel toplumlardan en çağdaş toplumlara kadar sosyal bir varlık olarak yaşamakta

olması toplum bilimin doğuşuna olanak hazırlamıştır. Bu nedenle sosyolojinin insan ilişkilerinin ortaya çıkışı ile başladığı düşünebilir. Ancak sosyoloji terimi ilk kez Fransız Auguste Comte tarafından kullanılmıştır.

Toplum sürekli bir olgudur. Bireyler zaman içinde toplumu terk etseler bile toplum yine de belirgin özellikleriyle kendini devam ettirir ve sahip olduğu özellikleri sosyalleşme yoluyla yeni bireylere aktarır (7 32). Bu nedenle sosyolojinin başlangıç noktası sosyal ilişki yani başkalarıyla insani ilişkiler içinde bulunan bireydir.

Sosyal' terimi Latince socius sözcüğünden türetilmiştir. Socius'un anlamı birliktelik birlikte oluştur. Socius olmak gizilgücü kişide doğuştan vardır. Bu gizilgüç sosya lite olarak da adlandırılır. Kişi sadece başkalarıyla ilişki

kurma eğilimine sahip olduğu için da sosyaldir. Bu nedenle sosyal bilim kişileri sadece bu görünümleri içinde inceler (3 20). Bu nedenle sosyologlar kişileri sosyal davranışları yönünden aynı olarak ele alır. Kuşkusuz her kişi fizik birim

olarak farklıdır. Bu farklılıklar fizyolog biyolog patolog psikolog psikiyatrisi vb. bilim adamlarınca ele alınıp çözümlenmeye çalışılır. Sosyolog ise insanı sosyal kişi olarak hepsini birlikte olma başkalarıyla ilişki kurma özelliğine sahip kişiler olarak değerlendirir İnsanlar en eski çağlardan beri dikkatlerini toplum sorunları üzerine çevirmişlerdir. Ama bu gerçeği bilim düşünüşüyle incelemek fikri Rönesans'tan sonra doğmuş ağır ağır gelişmiş ancak

19'uncu yüzyılın ilk yarısında A. Comte'la Le Play'ın elinde gerçekleşmeye yüz tutmuştur (6 13). Bu dönem dünya çapında sonuçlara yol açan sanayi devrimi nedeniyle sosyal ve ekonomik sorunların değişikler gösterdiği bir sürece denk

gelmektedir. Böylece sosyoloji felsefe özellikle tarih felsefesinden ayrılarak başlı başına bir bilim dalı olarak kabul görmüştür Sosyolojinin bu kadar geç ortaya çıkışının nedeni sosyal olay ve olguların doğa olay ve olgularından

çok farklı olarak kabul edilmesi kendilerine özgü niteliklerinin varlığının ve bilimsel incelemelerinin yapılamayacağının savunulmasıdır. Bazen de sosyal olayların doğaüstü olduğu ileri sürülmüştür. Bu nedenle sosyoloji uzun yıllar filozofların ahlakçıların ilahiyatçıların ötesine geçememiştir (8 17). Bu bağlamda sosyolojinin doğuşunu hazırlayan filozoflar arasında Platon Aristoteles Saint Augustinus'u ayabiliriz.

Bu doğuşun müjdecisi ise Mukaddime adlı ünlü yapıtıyla İbn-i Haldun olmuştur İbn-i Haldun'a göre insanın sosyal yaşamının hal ve tabiatının incelenmesi kendi başına ayrı bir bilimdir İnsanlığın toplumsal evriminde aşamalar vardır ve değişik toplumlar arasındaki farklar coğrafi çevrenin iklim koşullarının üretim koşularının farklı oluşundan kaynaklanmaktadır (4). Machiavelli Calvin Bodin Habbes Locke Spinoza ise toplumu dinsel siyasal ve ekonomik açılardan ele alarak sosyolojinin sosyal felsefe içinde gelişerek sonradan bağımsız bir bilim haline gelmesine katkıda bulunan diğer düşünülürlerden bazılarıdır Sosyoloji terimi ilk kez 1838'de Comte'un Pozitif Felsefe Derslerinin IV. cildinde en gelişmiş Pozitif bilim olarak tanımlanmıştır. Rousseau Montesquiev Saint-Simon A. Comte Le Play ve Karl Marx bağımsız bir bilim olarak sosyolojinin öncüleri

olmuşlardır. Bunlardan sonra sosyolojiye en büyük katkıyı yapan sosyologlar Emile Durkheim Max Weber Vilfredo ve Pareto olmuştur. Sosyolojinin yaygınlaşmasında etkin rol oynayan sosyologlardan bazıları ise William G. Sumner George Simmel Ferdinand Tönnies'dir (5517).

20. yüzyılda yaşanan ekonomik kültürel ve teknolojik gelişmeler toplum hayatında da yeni gelişmelere ve sosyal değişimlere yol açmıştır. Bu değişmeler sosyolojinin de bir takım dallara ayrılmasına neden olmuştur Hukuk sosyolojisi Eğitim Sosyolojisi Sanayi Sosyolojisi Din Sosyolojisi Spor Sosyolojisi Aile Sosyolojisi vb. Toplumsal değişiklikler toplumsal sorunların farklılaşmasını ve

karmaşıklaşmasını beraberinde getirdiğinden özel olarak ele alınıp incelenme zorunluluğu doğmuştur. Ve yeni sosyoloji dalları uygulamalı çalışmalar ve araştırmalar ile toplumsal yaşamın farklı boyutlarını incelemeye yönelmiştir

Sosyoloji dinamik bir bilimdir dünü ve bugünü yakalar. Yaşanan çağa ışık tutar sosyal olayların ve olguların sonunun gelmediği hesaba katılırsa sosyoloji de canlı bir sosyoloji olarak devam eder. Sosyoloji meselelere sistemli bir yaklaşımdır. Yere zamana ve toplum yapılarına göre olan sebep-sonuç ilişkilerinin değerlendirilmesidir. (2 38). Bu değerlendirmeleri yaparken sosyoloji felsefe Coğrafya psikoloji etik hukuk ekonomi siyaset spor

işletme eğitim vb. bilim dallarından yararlanır Herkes her zaman toplumda yaşamak başkalarıyla ilişki kurmak ve sosyal roller icra etmek zorunda olduğu için sosyolojik bilgi her kariyer ve meslek için yararlıdır (3 15). Öğrenciler

de toplumun birer üyesi olarak öğrenimlerini tamamladıktan sonra değişik statü ve rollerde toplumsal yaşamlarını sürdürecekler. Okul yıllarından sonra başarılı ve etkili olmaya çalışırken toplumsal bilgiler onlara yol gösterir. Özellikle öğretmenlik hukuk siyaset gazetecilik pazarlamacılık gibi direk olarak insanlarla ilgili mesleklerde çalışacak olanlar için toplumsal bilgiler mutlu ve başarılı olabilmelerinin önkoşulu olarak kabul edilebilir

Sponsorlu bağlantılar

Paylaşmaya ne dersin ?


Copyright © 2004 - 2014 diyadinnet. com Tüm Hakları Saklıdır. Diyadinnet.com 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Abone olduğumuz Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA) alınan haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, ilgili ajansların bu yöndeki politikasına bağlı olarak önceden yazılı izin gerektirir.